Dil'in sıkıyönetim komutanları...

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Yoksa "Örfi idare" mi demeliydim hazretler, hani ne de olsa bu "Sıkıyönetim" de sizin deyiminizle "uydurukça"dır.

Neyse gene ben Öztürkçesini kullanayım. Bu ara gene "dil sıkıyönetimi" ilan ettiniz, art arda bildiriler yayınlıyor, hoşunuz gitmeyen sözcükleri içeri atıyorsunuz.

Kırk kez yazdım, 1980 öncesinde değiliz, dilde herkes, aşırı Öztürkçe yanlıları da, Osmanlıca inatçıları da, belli bir çizgiye, ortak noktaya geliyorlar, bu iyiye alâmettir, yardımcı olalım buna. Ama yok, anlamıyorlar, o eski takıntıları dürtüklüyor durmadan bunları.

Birisi AKP'nin ilk saraylı Millî Eğitim Bakanı'na sorar, medet umar ondan: "Dilimiz ne olacak, dilimizi kurtar bu uydurukçacılardan."

Aynı arkadaş Bülent Arınç'ın TDK'nın başına oturttuğu ve dilimize zerre kadar hizmeti olmadan gününü gün edip çekip giden Bay Kaçalin'e de övgüler yağdırmıştı.

Bunların, Batı dillerinden bir "hayasız akın" halinde gelip dilimizi kirleten sözcüklerle bir alıp veremeyecekleri yoktur, varsa yoksa 1980 öncesi Türk Dil Kurumu'nun türettiği, bilim ve halk dilimize yerleşen sözcükler... Kafayı bunlarla bozmuşlardır. Öyle bir bozma ki, birisi süreç'e "vetire" der, öteki "yanıt"a çatar TDK türetmesi sözcük sanarak. Oysa "yanıt", Divanü Lugati't Türk'te geçer, dahası benim çocukluğumda Bayburt'ta büyüklerimiz kullanırlardı "Yanudun de hele" diyerek.

Efendim çaput'a benzeyen "yapıt" sözcüğü ile bilim mi yapılırmış? Biz yapıt yerine "eser" diyenlerin eserlerini de biliriz, eser yerine "yapıt" diyenlerin yapıtlarını da... Bilim tarihimiz de biliyor bunu... Bırakın artık bunları... 

Ha peki biz sözcük bağlamında hangi çizgideyiz?

Bunu biz demeyelim, Sayın Dr.Yusuf Gedikli'nin "Dillere Destanlar" adlı şiir kitabımıza Yesevi Dergisi'nde yazdığı uzun yazıdan yaptığımız alıntı desin:

"(...) Gürbüz zengin bir Türkçeden yararlanıyor, yazı dilinden, tarihsel Türkçeden, yeni kelimelerden ve halk dilinden. Hatta bir de kendi dili var ozanımızın. Deli tepek, iliştiri, beton-kondu, özgülenmek vb gibi.

Tarihsel Türkçenin şu kelimelerinden yararlanıyor: Açar, bengi, bengisu, bungun, erinç, esrik, hörelenmek (Köroğlu türküsünde geçer), gökçek, gönenmek, gönenç, görkem, görklü, ırk (fal), muştu, uçmak, yada taşı, yapı, yasavul, yeğin, yunmak vb. Bunlar Anadolu ağızlarında da vardır.

Yeni sözcüklerden de şunları değerlendiriyor: Başat (baskın), biçem (üslup), buyurgan, erke (otorite, yetke), eşgüdüm, evdeş, gereksinme, imge, imlemek, istenç (irade) karşın, koşul, olanak, öneri, öngörü, öykü, özveri, sağgörü, tanı, varsıl, yanıt, yansı, yapıt, utku (zafer), yapay vb.

Halk dilinden şu sözlere yer veriyor: Çor (hastalık), diyesin (galiba), gırdan (burulmuş manda), gugul (dürülmüş yağlı ekmek), hamuru künt eylemek, kazkaldıran, leçek, kom, kürtük, olabilmeyiz, uğru, uğunmak, yahşı. İmlası lüzumsuz yere fötr olan kelimeyi doğru ve isabetli olarak foter yazıyor Gürbüz."

....

İLİŞTİRİ: Bugün (16 Şubat) ve yarın (17 Şubat), Ankara Ato Uluslararası Kongre Ve Sergi Sarayı'nda açılacak olan 13. Ankara Kitap Fuarında olacağım. Nergiz Yayınlarının A-812 nolu standında kitaplarımı imzalayacağım. Okurlarıma ve dostlarıma duyururum.

  • Yorumlar 11
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları