​​​​​​​Hayaller ve gerçekler: Libya'dan zorunlu dönüş

A+A-
Cahit Armağan DİLEK

Libya'ya asker göndermek için birçok gerekçe ortaya kondu. Ama gerekçeler çöktü.

Mavi vatanı korumak için mutabakat imzaladığımız Libya'ya asker göndermek zorundayız algısı yaratıldı. Sonradan deniz sınırı anlaması gibi diplomatik bir hamlenin korunması için Libya'da iç savaşın tarafı olunacak bir adım atmanın ne kadar hatalı karar olduğu, bu denklemin yanlış olduğu ortaya çıktı.

Libya'nın meşru hükümeti askeri işbirliği anlaşmasına dayanarak bizden askeri destek istedi. Biz davet edilen yere gideriz dendi. Sahada askeri gücünüz olacak ki masada olabilesiniz diyerek Libya'ya asker gönderme tezkeresi TBMM'den geçirildi.

19 Ocak'ta Berlin'de yapılan zirve toplantısında alınan kararlar gösterdi ki, masada olmak için illa asker göndermeniz gerekmiyor, masada olsanız bile etkili sözü dinlenen bir aktör olamıyorsunuz.

Türkiye Libya konusundaki başarısını Yunanistan'ın Berlin'e davet edilmemesine bağladı. Halbuki Libya'da, 2015'ten bu yana başlayan siyasi süreçte Türkiye hep masadayken Yunanistan zaten hiç yoktu.

Rusya, Türkiye'nin mutabakatlarla Libya'ya angajesini yoğunlaştırmasını fırsat bilerek ve Suriye'de özellikle İdlib'teki işbirliğini istismar ederek Libya'da başat aktör olmak için oradaki soruna diplomatik alanda el attı. Türkiye'ye de öncü rol verileceği algısı yaratarak bu girişimleri yaptı. Görünen o ki hedefine ulaştı.

Berlin'de konferans öncesi Erdoğan ile yaptığı ikili görüşmenin açış konuşmasında Türkiye ile ilişkileri övdü ama şunu söyledi: Libya'daki çatışmalar Avrupa'yı endişelendiren bir konu.

Putin böylece, Libya'daki çatışmalarda başat aktör olması gerekenin, esas sorun yaşayanın Avrupa olduğunu belirterek Almanya üzerinde AB'nin rolünü teyit ediyor, Türkiye'ye de sen biraz geride kal diyordu aslında.

Rusya, konferans öncesinde başka bir şey daha diyordu. Rus bakan yardımcısı Bogdanov, "Berlin konferansı sonuçları BM Güvenlik Konseyinde tartışılmalıdır, zira alınacak kararların tüm taraflar açısından bağlayıcı olmasını ancak BMGK sağlayabilir" diyordu. Nitekim Berlin konferansında bu görüş aynen yer aldı.

Bu bile Türkiye'nin süreçte dışarıda bırakılacağına işaretti. Rusya, BMGK üyesi olarak işin tam göbeğinde kalmaya devam edecekti.

İşin ilginci BMGK'nın esas aktör olması ve alınacak kararlar çok önceden sızmışken, Türkiye'nin Libya'dan çıkarılmasının önünü açacağı aşikar iken UMH başkanı Sarraj'ın da BM güçlerinin gelmesi gerekir söylemi Ankara'ya rağmen diğer ülkelerin sesi olmak değil mi?

Türkiye, Berlin konferansına giden sürecinde önde bir yerde gözüküyor olmasına rağmen sürecin kontrolünde yeterli söz sahibi olmadığını anlıyoruz. Nereden mi?

Erdoğan, Berlin'e uçmadan havaalanında Berlin zirvesinin sonuç bildirgesinin taslak maddelerinin sızdırıldığına ilişkin soruya "bize ulaşan bir şey yok, öyle bir şey olsa haberimiz olurdu" yanıtını verdi.

Halbuki sızdırılan taslak metin 54 maddeydi. Konferans sonrasında yayımlanan ise 57 madde. Ve neredeyse birebir örtüşüyor.

Günler öncesinden sızdırılan bu sonuç bildirgesinde neler var neler. Libya'daki silahlı grupların dağıtılması ve silahsızlandırılması. Libya'ya silah ambargosuna tam uyum. Özel paralı askerlerin gönderilmesi dahil Libya'daki taraflara her türlü askeri desteğin durdurulması.

Bütün bu kararlar Türkiye'nin Libya'da öne çıkan rolünün elinden alınması, Türkiye'nin Libya'dan dışlanmasının başlangıcı gibi duruyor. Hafter ve destekçilerinin dedikleri hayata geçmeye başlıyor. Şüphesiz Türkiye, konferans katılımcısı olarak BM altında kurulan bazı Libya çalışma gruplarında yer alacak. Ama esas güç artık BMGK'da. Ve tabi ki, Berlin sürecinin sahibi olarak Almanya'nın ev sahipliğinde.

Putin, Erdoğan'ı yanına alarak birlikte öne çıkacağız, başat aktörler biz olacağız algısı yarattı ama ateşkes çağrısını yaptırıp konuyu Berlin'de BMGK'nin ellerine teslim ederek Türkiye'yi saf dışı bıraktırdı. Ve Türkiye'yi adeta limboda bıraktı. Hem Libya hem de İdlib'te.

İdlib'te de diyorum çünkü örnek işbirliği modeli denilen İdlib'te daha şiddetli askeri operasyonların eli kulağında. Ve bu Türkiye'ye ikinci büyük göç dalgası ve terörist sızmaları olarak yansıyacak. Hem de çok yakında.

Putin'in bu hamlesine neden olan ise muhtemelen Türkiye'nin İdlib ve Libya'da ABD ile perde arkasında işbirliği yapıyor olması. Yerel basında yer alan iddialarda İdlib'te Türkiye'nin kontrolündeki gruplara ABD'nin askeri desteğinin yeniden başlaması ve Libya'ya İdlib'ten gönderilen silahlı gruplar.

Bazı uzmanlar (!), ABD Libya'da ortalıkta gözükmüyor pek ilgilenmiyor diyebiliyor. Ama ABD'nin Libya büyükelçiliğinin son dönemdeki yaptığı açıklamalar bile bu yorumları geçersiz kılar. ABD'nin son dönemde NATO'da olduğu gibi bölgesel konularda Almanya'yı öne çıkardığını, Libya konusunun sonunda yeniden BMGK'ya devredildiğini görmek lazım. Libya, ABD'nin kayıtsız kalacağı bir alan değil. 

Bütün bunlar olurken Rusya ile ABD arasında Suriye ve Libya konusunda derin bir işbirliği olduğunu, hamlelerini koordine ettiklerini göremeyecek kadar mavi boncuklu dar bir bakış açısıyla konuyu ele alan Erdoğan yönetimi kendi elleriyle açmaza düştü.

 

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları