Hurâfe, menkıbe ve Hırsız Abbas

A+A-
Ahmet SEVGİ

Geçen haftaki yazımızı şu ifadelerle tamamlamıştık: "Demem o ki bize dinin özü anlatılmıyor. Özellikle televizyonlarda din adına anlatılanların çoğu hurâfe, menkıbe ve İsrâiliyat…" Bugün size 1329/1911'de İstanbul'da basılan "Şerhi ile Beraber Uğrı Abbas" adlı kitaptan (günümüzde yeni yazıya çevrilip basılmış) bir bölümü sadeleştirerek (özetle) aktarmak istiyorum ki "Dini, hurâfe, menkıbe ve İsrâiliyat'a boğdular" derken ne demek istediğimiz biraz daha netleşmiş olsun…
Hırsız Abbas
Hz. Peygamberimiz zamanında bir hırsız vardı. Adı Abbas'tı. Her gece hırsızlık yapardı. Peygamberimiz ona ve onunla konuşana lanet ederdi. Hırsız Abbas on yıl bu işi sürdürdü. Sonunda ölünce kabilesi onu götürüp bir kuyuya attılar. Derhal Cebrail aleyhisselam gelip Hz. Peygambere "Ya Muhammet, Rabbin sana selam eyledi ve buyurdu ki benim has kullarımdan bir velî kulum vefat eyledi, onu kuyuya attılar. Var onu çıkar, ashapla namazını kıl. Her kim onun (Hırsız Abbas) namazını kılarsa cennet ehli olur."
Peygamberimiz, on yıldır bu adama lanet ediyordum, bundaki hikmet nedir, diye şaştı. Sonra ölüyü kuyudan çıkarıp yıkadı, kefenledi ve namazını kıldırmaya hazırlandı. Ashap baktı ki Peygamberimiz ayaklarının başparmakları üzerinde duruyor. Ya Resûlallah, niye ayaklarınızı düz basmıyorsunuz, diye sorduklarında Resûl-i Ekrem "Gökten o kadar çok melek indi ki ayağımı basacak yer bulamadım" dedi. Defin işleminden sonra Peygamberimiz Hırsız Abbas'ın kızını buldurup babasının durumunu sordu. Kız: "Babam malum, bir hırsızdı. Lakin son zamanlarda şu duayı okuyordu" diyerek sandıktan çıkardığını söylediği bir duayı Peygamberimize verdi. Peygamberimiz duayı okudu, yüzüne sürdü ve "Acaba, Hırsız Abbas bu duayı nereden buldu" diye hayret etti. Derken Cebrail gelip Peygamberimize şöyle dedi: "Hırsız Abbas, hırsızlık için bir zahidin evine girmişti, sandığın içinde mücevher ararken bu duayı buldu. Sabah ve yatsı namazlarından sonra okumaya başladı ve artık hırsızlığı bıraktı."
C. Hak, Peygamberimize şöyle buyurdu: "Ya Muhammet! Senin ümmetinden bir kimse bu duayı okusa ve beraberinde taşısa o kuluma yerler ve gökler ağırlığınca ve göklerdeki melekler ve yeryüzündeki mahlûkat sayısınca ve denizdeki damlalar kadar sevap yazarım. Cennette nice köşkler, saraylar veririm. Ve kumlar sayısınca günahı olsa bağışlarım."
Eğer bir kişi bu duayı yazdırıp kefenine koydursa kabir azabından ve münker-nekir sualinden emin olur. Ve kabrine cennet pencereleri açılır. Huriler yoldaşı olur.
Bu dua yazılıp okunmalı. Her kim bu duadan şüphe ederse kâfir olur. Peygamberimiz emretti, bütün sahabe bu duayı yazdı. Yine Peygamberimiz "Bu duayı yazdırana, okuyana, bir şehirden bir şehre götürene yarın kıyamet gününde şefaat ederim" dedi. Her kim bu duayı okusa, bir melek ona "Müjde, Allah senin günahlarını bağışladı" der.

Hırsız Abbas duası:
"Allahümme innî estağfiruke min-külli mâ-tübtü anhü ileyh…" ilâ-âhirih. (A.g.e., s. 1-6)
İşte "Din adına anlatılanların çoğu hurâfe, menkıbe ve İsrâiliyat" derken işaret etmeye çalıştığımız manzara bu… Maalesef bu tip hurâfeleri yazan yazıyor, anlatan anlatıyor, inanan da inanıyor.
Bize göre televizyon vâizlerinin din adına anlattıkları da "Hırsız Abbas" hikâyesinden pek farklı değil. İşin daha vahim tarafı bu adamlar itibar görüyor, para-pul, makam-mevki ile taltif ediliyor. Programları reyting rekorları kırıyor.
Müslümanları böyle piyangocu bir din anlayışından nasıl kurtaracağız? Daha doğrusu kurtarabilecek miyiz? Bütün mesele bu… Gerisi lâfügüzaf…
****

ACZİMİN GİRYESİ:
HURÂFE ANLATMA
Ey   din   adına  hurâfe  ve  menkıbe  anlatanlar  bize,
Bir bilseniz, mahşerde müminler neler diyecekler size.
                                                            (Li-müellifihî)

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58