Kaçıncı Reform - 2

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Gelelim üretim meselesine...

* Üretimi arttırmak yerine, göz boyamalı ve uzun vadeli garantilere dayalı inşaat yatırımları,

* Bir kısım kamu kaynaklarının, kutsal davalarını birlikte gerçekleştirmeyi planladıkları tarikatlara, dinci-kinci vakıflara/derneklere, yandaş yüklenicilere ve yandaş medyaya aktarılması,

* Bilimsel-yönetimsel yeterlilikten uzak, mutlak itaat ve biat esaslı ahbap çavuş, eş dost ve akraba ilişkileriyle şişirilen devlet kadroları,

* İç ve dış siyasetteki zikzaklar, çarklar ve U dönüşler,

* Yurt dışı askeri harekatlarda, ilan edilen siyasi hedeflere ulaşılamaması,

* Yandaşlaştırılan kamu kurumları (YÖK, RTÜK, YSK, HSK) ve yandaş savcılar/yargıçlar vasıtasıyla, muhalefet partilerinin, muhalif medyanın ve muhalif kanaat önderlerinin baskı altına alınması,

* Dinci-kinci yetiştirmek amacıyla eğitim sistemi üzerinde bitmek tükenmez oynamalar,

* Hazinenin tam takır (hatta eksi durumda) olması, dış borçlarımızın 500 milyar Doları aşması, çok yüksek faizlerle bile yeni borç bulunamaması ve garantili inşaatlar nedeniyle ülkemizin ekonomik geleceğine 15-30 yıl ipotek konulması,

* "İtibardan tasarruf olmaz" yaklaşımıyla yapılan ve dur durak bilmeyen akıl almaz israflar,

yüzünden devletin her alanında çöküntü başladı. AKP propaganda makinesinin çok iyi işlemesi sayesinde ekonomi dışındaki çöküntüler, eğitimsiz/düşük eğitimli halk kitleleri arasında pek sıkıntı yaratmadıysa da; ekonomideki çöküşün evdeki tencereleri boşaltması ve işsizliğin artması, dinci-kinciler dışında her kesimde gürültülü mırıldanmalara yol açtı. Covid-19 salgını ekonomik çöküşün üzerine tüy dikti ve mırıldanmalar bağrışmalara dönüştü.

AKP'nin ve AKP liderliğinin bugüne kadar yaptığı takiyelerin, zikzakların, çarkların, U dönüşlerinin ve tutarsızlıklarının en çarpıcı ve önemli olanlarına bir göz atalım:

* Kürt Sorunu varlığı kabul edilerek girişilen Çözüm Süreci, halk desteğini yitirildiğinin görülmesi üzerine sonlandırılmış; tam tersi bir politikaya dönülerek, oldukça can ve mal kaybına neden olan operasyonlara girişilmiş ve Kürt Sorunu inkâr edilmiştir.

* Başlangıçta silah ve gıda desteği sağlanan YPD, sonradan terörist ilan edilmiştir.

* Düşürülen Rus uçağı nedeniyle Rusya'ya atarlanılmış, ardından özür dilenerek ve S-400 füzeleri satın alınarak çark edilmiştir.

* Asla geri verilemez denilen bazı tutuklular, ABD, Almanya ve Fransa liderliğinin doğrudan/imalı talepleri üzerine salıverilmiştir.

* Denktaş dışlanarak, KKTC'nin varlığına son verecek olan Annan Planı'na evet denilmesi sağlanmış; şimdilerde yeniden Denktaş politikasına dönülmüştür.

* "Faiz sebep, enflasyon sonuç" denilerek ve karşı olan yetkililer görevden alınarak faiz oranları düşürtülmüş; şimdilerde faizi düşüren yetkililer görevden alınarak faizler yeniden yükseltilmiştir.

Ayrıca;

* Kamu İhale Yasasında yapılan değişikliklerin (191 kez), kamu ihalelerini, geri besleme yapabilecek yandaş yüklenicilere verebilmek için yapıldığı,

* Her seçim öncesinde yapılan yasal düzenlemelerin, seçimi kazanabilmek için keyfi olduğu,

* Son İBB seçiminin yandaş YSK kullanılarak ve tamamen uydurma gerekçelerle iptal ettirildiği,

* Her türlü ekonomik ve Covid-19 salgını ile ilgili olumsuz rakamların düşük gösterildiği,

* Muhalefete ait belediyelere kayyum atamalarının siyasi amaçlarla olduğu,

son günlerde artık halk tarafından anlaşılır duruma gelmiştir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, erken seçim baskısı altında MHP'nin kontrolüne girmiş olan AKP ve AKP liderliğinin;

* Kutsal (!) davasından vazgeçmeyi ve seçim kaybetmeyi göze alarak, demokrasi ve hukuk reformu yapılabileceğine inanabiliyor musunuz?

* Elle tutulur, gözle görülür uygulamalarla İhvan sevdasından ve Osmanlı özentisinden vazgeçtiğini resmileştirmedikçe, Arap dünyası ile yeniden bahar yaşanabilir mi?

* Kırmızı çizgilerimizde (Kıbrıs, Mavi Vatan, Kürt devleti, Ege Karasuları) ve NATO dışı silah sistemi alımlarında (S-400 gibi) U dönüşler yapmadıkça ve bu dönüşleri antlaşmalarla resmileştirmedikçe, ABD ve "katil, faşit, Nazi diye ağır ithamlarda bulunulan" AB ülkelerinin, verilecek söz ve vaatlere inanarak yüzlerini yeniden Türkiye'ye dönebileceklerini, yatırımlar ve yardımlar yapabileceklerini düşünebiliyor musunuz?

Peki; kırmızı çizgilerimizde ödünlerin verilmesi halinde, bağımsız, güçlü ve "ülkesi ve milleti ile bölünmez" ulus devleti diye bir Türkiye kalır mı?

Arkadaşlar, bütün bunlar, bir iktidar değişikliğinin yaşamsal önemi olduğunu gösteriyor. Bu denli ekonomik enkaz, bu denli soso-kültürel harabiyet ve bu denli siyasi riskler tahtında iktidar olmanın nasıl bir iğneli fıçı, nasıl bir ateşten gömlek olduğu açık. O halde Millet İttifakı, sadece güçlendirilmiş/iyileştirilmiş parlamenter sistem vaadi ile değil, aynı zamanda, bütün bu olumsuzluklardan kurtuluşu sağlayacak ana esasları içeren ortak bir programı da halkın önüne koymalıdır, diye düşünüyorum.

Herkesin düşünmesini, tartışmasını ve ulaştığı sonuçları Millet İttifakı'na iletmesini salık veririm. Ülkemizin çıkarları, bekası ve çocuklarımızın/torunlarımızın geleceği bunu gerektiriyor.

Yazarın Diğer Yazıları