Karagöz-Hacivat'a adanmış bir ömür

Karagöz-Hacivat'a adanmış bir ömür
Gölge oyununa ve dolayısıyla Karagöz'e sevdası tam 60 yıl önce başlayan Ünver Oral, bu süreçte edindiği bilgi, belge ve düşünceler ile yüzlerce hatırasından seçtiklerini seçtiklerini "Kuklalı ve Karagözlü Yıllarım" adıyla kitaplaştırdı.

Bugün 84 yaşında olan Ünver Oral belki son Karagözcü değil ama gölge oyunu sanatının son üstadlarından biri olduğu kesin. Türk Gelenek (Halk) Tiyatrosu'nun, başta Karagöz ve kukla olmak üzere kıymeti yeterince bilinmemiş bir hazine olduğunu vurgulayan Ünver Oral, "Türk Gelenek Tiyatrosu, dünyanın en eski, en güzel, en fazla özelliklere ve dallara sahip, güldürü gayeli tek halk tiyatrosudur. Güldürüye ve mizaha en uygun dil olan Türkçe ve halk edebiyatı ile kucaklaşmıştır, müzik ve şiir ile de... Ancak bu millî tiyatro sanatımız sahipsiz kalmıştır. Bütün dalları ile komadadır" diye dert yanıyor. Türk Gelenek Tiyatrosu'na basit Ramazan eğlenceleri, çocuk eğlencesi şeklinde bakmanın çok sığ bir bakış açısı olduğunun altını çizen Ünver Oral, kitabı hakkında şu bilgiyi veriyor:

"Bu kitap hatıralar değildir, günlük değildir, bilgi ve görüşlerim de değildir. Tecrübelerimle beraber hepsinin karışımıdır. Kişilere değil olaylara ve gerçeklere önem verdim. 1961 yılında "Karagöz Oynatım Kursu"na girdiğim zaman koca istanbul'un ne kitapçılarında, ne de sahaflarında ilgili tek bir yayın yoktu. Fakat kursa yakın olan Türkiye Yayınevinde oyun metinleri, tarihi ve tekniğine ait, yetersiz ve ince de olsa Öğretmen Mustafa Rona ile Enver Behnan Şapolyonun kitapçıklarını buldum, bayram ettim. Tekrar gittiğimde onların da bittiğini öğrendim.

Beyazıt'ta bir sahafta Arap harfli, Türkçe yazılı Karagöz Gazetesinin dört cildini buldum, borç para ile aldım ve yine bayram ettim.

Aramaya devam ettim, ediyorum. Zaten sorduğum her kitapçı, bakmadan, aramadan halk tiyatromuz kitapları için "Yok!.." cevabı veriyor.

Bir yandan da gazetelerde verilen Ramazan sayfaları ve ekleri ile karikatür dergilerini biriktirmeye ve her yerde aramaya başladım. Artık yazı ve oyunlarım da yayınlanıyordu. Durumun içinde olduğum, artık gösteriler yaptığım, atelye çalışmalarımda kendi sahne, tasvir ve kuklalarımı da yaptığım için öncekilerin hatasına düşüp öğrendiklerimi, tecrübelerimi ve yaptıklarımı saklamamalıyım. Özellikle tecrübe birikimim de artmaya devam ediyordu.

Ama her şeyin bir zamanı olduğu gibi, "Karagöz ve Kuklalı Yıllarım"ı yazabilmem için, beklemem gerekiyordu. Bir yandan da her gösterimin seyirci sayısı, tarihi, yeri, adını not ederek sabırla bugünlere geldim. Artık gösterim ve atelye çalışmam da yoktu. Ayrıca yarım bekleyen diğer halk tiyatrosu kitap dosyalarım da duruyor.

Yazacaklarım sıkıcı olmayacak, yalan olmayacak, lüzumsuz bilgiler olmayacak...

Bu kitabım için daktilomun tuşlarına vururken 84 yaşındayım, gözlerim yorgun, beynim yorgun, gönlüm kırgın! Ama daktilomdaki kağıtta Karagöz ile Hacivat ve İbiş ile Bey perde kurmuşlar, görüyorum. Kulaklarımda çocukların saf kahkahaları çınlıyor.

Şiir yazmakla ve hayallerle geçen askerliğimden sonra dayımdan borç alarak edindiğim daktiloda yazmayı öğrendim ve ilk romanımı (1962 - Yaş 25) yazmaya başladım. "Şeytan'ın Kaderi" isimli bu ilk yazarlık çalışmam herhalde, ülkedeki üçüncü "senaryo-roman" oldu. Daha Karagöz ve İbiş'le ve ötekilerle tanışmadım! 83 yıl, onlarca kitap, makaleler, konuşmalar, dersler, yapamadıklarım geride kaldı ama hâlâ okumaya, yazmaya, atelye çalışmalarına ve gösteriler yapmaya doyamadım. Halk tiyatromuza, gülmeye, güldürmeye doyamadım. Dilerim bu dünyaya tekrar gelirsem veya diğer cihanda da imkân varsa yine bu sanatların içinde olayım.

Arşivimden derleme olacak bir düzine kadar kitabımın dosyası da elimin altında matbaaya gidecekleri günü bekliyorlar.

Özellikle üniversitelerdeki tez çalışmalarında ve ilgili derslerde kitaplarımın öğrencilerimize faydalı olduğunu öğrendikçe en güzel, en büyük ödülleri almış oluyorum.

Bu halk bizimdir, halk tiyatrosu da bizimdir, onunla beraber yaşamalıdır, yaşatılmalıdır. Bu sanat yoksa biz de yokuz demektir."

Kitabevi Yayınları Tel:(0212) 512 43 28

***

Bir zamanlar Ankara'da...

Cumhuriyet'le birlikte adeta "yoktan var edilen bir şehir" olan başkent Ankara'nın geçmiş bir dönemine o dönemi yaşamış birinin kalemiyle yolculuk etmek isterseniz Nadiye Sarıtosun'un, "Benim Angaram" kitabını okumaya başlamalısınız. Kitabın Sunuş Bölümünde yazar, "Yüreğimi ve belleğimi yanıma alıp geçmişe bir yolculuğa çıktım. Bu yolculukta anılarım beni asla yarı yolda bırakmadı" diyor. Bir kentin yok olan tarihini, kişiliğini, kimliğini, insan zenginliğini, yaşam felsefesini ve kültürünü anlatıyor. Hele bu kent Ankara olunca yazılanlar başka bir önem kazanıyor.

Nadiye Sarıtosun kitabı yazma amacını şöyle özetliyor:

"Cumhuriyet'in üçüncü kuşağı, ana baba soyundan da yedi göbek Ankaralıyım. Doğduğum, büyüdüğüm şehri Ankara'yı, tarihini, içinde yaşadığım çevreyi, yaşam şeklimizi, alışkanlıklarımızı, hayata bakış açımızı, insan ilişkilerimizi, insan zenginliğimizi, günümüzde artık yok olmuş güzel geleneklerimizi ve yozlaşmaya uğramış kültürümüzü özellikle gençlere aktarmak istedim"

1949 yılından bu yana kısacık bir zaman diliminde toplumsal, sosyal ve siyasal yaşamın nasıl farklı yönlere evrildiğini ve bizi biz yapan değerlerimizin nasıl unutulduğunu; iyisiyle, kötüsüyle bu günlere nasıl gelindiğini yazarın zengin anıları üzerinden kendine özgü anlatımı ile okuyacaksınız.

"Geçmişi olmayanın geleceği olamaz. Geçmişini unutan uluslar, hafızasını kaybeden bireyler gibidir" deyişini doğrulayan kitap, ülkenin ve kentin hafızasına katkıda bulunuyor. Yer yer araştırmaya dayalı bilgiler ile sadece Ankara'nın değil, ülke insanın da bir dönemdeki yaşam şeklini içeriyor.

Nadiye Sarıtosun'un masalsı anlatımında pek çok birey kendini bulacak. Gençler de bazı satırları hayretle okuyacak çünkü teknoloji de bu kısacık dönemde öyle çok gelişti ki...

Togan Yayınları Tel:(0212) 542 77 33

***

HAFTANIN KİTABI:

Yakın tarihin dehlizinden...

Araştırmacı yazar Cazim Gürbüz yeni kitabı, "Mustafa Suphi Olayı ve Edebiyata Yansımaları" ile yakın tarihimizin halen tartışılan ve ayrıntılarıyla gün ışığına çıkmamış konusunu 100 yıl sonra farklı bir yönüyle gündeme taşıyor. Aradan geçen 100 yılda Mustafa Suphi ve arkadaşları hakkında çok yazılar ve kitaplar yazıldı.

Yazıldıkça kafalar karıştı. Aynı olay ya da ayrıntı, yedi sekiz türlü anlatılabiliyordu ve bu anlatımı yapanların çoğu da olayların içinde ve Suphi'nin yanında bir vesile ya da süre ile bulunmuş kimselerdi.

Bu siyasal olay konusunda kafalar karışıktı, tartışmalar 100 yıldır sürüp duruyordu. Cazim Gürbüz, Mustafa Suphi ve yoldaşlarına ilişkin tüm yazılanları didik didik etti, karşılaştırdı; yanlışları eledi, eksikleri giderdi, karanlık noktaları aydınlattı.

Mustafa Suphi ve Onbeşler olayı, edebiyatçıları da derinden etkilemişti.

Nice şiirler yazılmış, roman ve öykülere konu olmuş ya da bu roman ve öykülere bir biçimde girmişti.

Cazim Gürbüz çalışmasıyla bu edebî ürünleri derleyip toparlayıp okurlarına sunuyor.

Berfin Yayınları Tel:(0212) 513 79 00

***

Geleceğe ufuk turu

Gazeteci-yazar Doğan Satmış, "50 Maddede Yeni Dünya Düzeni" adlı kitabında 21. yüzyıla dair sorular, bu soruların cevapları, geleceğe dair tahminler ve değerlendirmelerle yeni ufuklar açıyor.

Kitapta cevabı aranan sorulardan bazıları şöyle:

*Yeni Normal ne olacak?

*Avrupa Birliği dağılacak mı?

*Geleceğin meslekleri neler olacak?

*Dinin etkisi azalacak mı?

*Eğitim nasıl şekillenecek?

*İnsanoğlu Mars'ta koloni kurabilir mi?

*Gelecekte bebekler tasarlanabilecek mi?

*21. yüzyıl kadınların yüzyılı mı olacak?

*Yeni eğilimler ve gelecekte de hiç değişmeyecek şeyler neler?

Karakarga Yayınları Tel:(0212 252 22 42

***

KÜTÜPHANEMDEN:

Yahudi zalimliğinin arka planı

Bu hafta, bir süre önce koranadan kaybettiğimiz tarih yazarımız Muhiddin Nalbantoğlu'nun önemli olmasına rağmen yeni baskıları yapılmadığı için geniş kitlelerle buluşmamış kitaplarından birini sizlerle buluşturacağım. Muhiddin Nalbantoğlu'nun söz konusu kitabı, bundan 16 yıl önce (2005) yayınlandı. Çok hacimli olmasa da alanında yapılmış "önemli çalışma" niteliği taşıyan bu kitap, bir çırpıda tükenip ortalıktan kayboldu. Yayımlayan yayınevi kapanınca, kitabı bulmak da imkansız oldu. Büyük ilgi görüp kısa sürede tükenen bu kitabın adı, "Yahudilerin Nazi Avı"ydı... Dünyaya hakim olan yahudi lobisinin propagandasıyla yıllar boyu Nazilerin yahudilere uyguladığı vahşet konusunda geniş bilgi sahibi olanlar, Nalbantoğlu'nun kitabıyla meselenin farklı bir yönünden de haberdar oldular. Savaş sonrası Nazilerin peşine düşen yahudi ajanların yıllar süren amansız takip sonunda onları ele geçirip nasıl acımasızca imha ettiklerini belgelerle ortaya koyan kitap, günümüzde İsrail'in vahşi katliamlarına ışık tutması bakımından da önem taşıyor. Nazi vahşetine maruz kaldıkları için mazlum görülen yahudilerin, yıllar sonra İsrail'de Filistinli sivil masumlara karşı nasıl böyle bir soykırıma girişebildiklerinin ipuçları, Muhiddin Nalbantoğlu'nun bu çalışmasında tüm açıklığıyla görülebiliyor. Nalbantoğlu bu kitabı yazış gayesini açıklarken şu ilginç tespitte bulunuyor:

"Tarih hiçbir zaman tekerrür etmez. Ancak, benzer olaylar yaşanır. 'Yahudilerin Nazi Avı' işte bu maksatla kaleme alındı. Günümüzün insanlığına bir ibret olması için, üzerinde uzun zamandan beri çalıştığım bu konu, insanlığın bir arpa boyu yol almadığını da göstermektedir."

Dileriz piyasada mevcudu tükenmiş bu eser yeniden basılıp okura ulaştırılır.

                                                                                                                                                                                              (Ahmet Yabuloğlu)

 

 

 

 

 

 

 

Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58