Nalbantoğlu: Ankara Düştü!..

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

İnsan sevdiklerinin ardından bazen yazamıyor. Baba gideli 29 yıl, ağabeyim 16, Annem ise 5 yıl oldu. Defalarca denesem de duygularımı yansıtamam diye yazamadım ölümlerini. Eli gitmiyor insanın... Sevgili Burhan Ayeri için bugün-yarın derken yazamadım bir türlü. Gazetemiz kurulduğu günden bu yana 17'nci yazarını da kaybetti. Burhan Ayeri'den sonra Ahmet Yabuloğlu "Onaltıncı yazarımızı kaybettik" diye yazınca keder ile "Sıra hangimizde?" cevabını vermiştim. Büyüğümüz olarak fırçasını da yedim. Dün gece telefonuma "Muhittin Nalbantoğlu'nu kaybettik" mesajı düşünce tereddütsüz kağıt kaleme sarıldım. Ayaklı kütüphane idi. Yaşayan en büyük tarihçiydi. Sıkı mı tarihi bir kişilik ya da olaydan bahsedin. Araya girer en küçük ayrıntısına kadar o anı yaşarcasına ders verirdi. Hastalık derecesinde kitap düşkünüydü. Arşivleri evlere, depolara sığmazdı. Yeniçağ yayına başlamadan haftalık Kurultay Gazetemiz döneminde aramıza katıldı. Öylesine benimsedi ki gazete binasında yatıp-kalkar oldu. Pazar günleri şafak sökmeden çıkıp eskici pazarlarının yolunu tutar son kuruşuna kadar çantalar dolusu kitapları yüklenir gelirdi. İstanbul'da tanımadığı, gitmediği sahaf yoktu. Maaşının çoğunu kitapları için kiraladığı depolara öderdi. Hangi kitap kaç yılında, hangi yayınevinden, kaç adet, hangi matbaada basılmış bilirdi. Önemli gördüğü kitapların birinci baskısından sonuncusuna kadar mutlaka alırdı. 1970-1980 yılları arasındaki Tercüman Gazetesi'nin 1001 Temel eserleri kitaplarının tamamı Muhittin Nalbantoğlu'nun elinden geçmiştir. Roman gibi hayatı vardır. TRT'nin tek kanal olduğu yıllarda tarih programlarındaki burma bıyıkları gözlerimin önünden gitmiyor. 86 yıllık ömrünün henüz 7'nci yaşında Bab-ıali'de yayınevi çıraklığı ile başlamış, bu hayatta tanımadığı yazar ve yayıncı yoktu. Olağanüstü hatıralar anlatırdı."Hocam bunları yazın" dediğimizde: "Yazıyorum tabi... 6 cilt bitti. Seneye basılacak" sözlerini son 20 yıl en az bin defa duydum. Hele bir "Ankara Düştü" adını verdiği çalışması vardı ki, bazı sahnelerini anlatırken gözyaşlarımıza hakim olamazdık. "Ne oldu o kitaba?" diye sormayın. Dedim ya 20 yıldır "Yakında basılıyor" diye anlattı hepimize. Bazı konularda çok katıydı. Cumhuriyet tarihinde hiç bilinmeyen olayları heyecan ile anlatırken: "Hocam, müsadenizle bunu yazabilir miyim" teklifimizi anında geri çevirir: "Hayır! Bunları ben yazıyorum. Yakında basılacak... Oradan okusunlar" deyip kestiriverirdi. Kitap konusunda cimriydi. Bir tekini kaynak olarak bile vermez, gösterir ama emanet etmezdi.

Son 20 yılının hemen her günü gazetemizin demirbaşı Ahmet Yabuloğlu ile geçirmiştir. Yabuloğlu'nun bir nevi çocuğu haline dönüşmüştü. Yemesi, içmesi dahil herşeyinden sorumlu hisseden Ahmet Yabuloğlu'na ne kadar teşekkür etsek azdır. Bir kaç köklü üniversite hariç hiç bir kuruluşun Nalbantoğlu'nun ki kadar kütüphanesi yoktur. 300 binden fazla kitap, tonlarca arşiv... 86 yıllık ömür... Ve sonunda illet Covit, O'nu da aramızdan aldı. Muhittin Nalbantoğlu bugün profesör, doçent ve diğer akademisyenlerin kaynak eseridir. Umarım doktora öğrencileri O'nun hakkında ciddi araştırma yaparak yeni nesillere "Gerçek tarihçi"yi yazarlar.

Bu arada gazetecilik mesleğinin duayeni Kenan Akın ağabeyimizde Covit yüzünden tedavi altında. Acil şifalar diliyorum.

Muhittin Nalbantoğlu anlatılmaz. Yaşanır. Yaşayan Ahmet Yabuloğlu'ndan kütüphanemize "Nalbantoğlu" kitabını kazandırmasını bekliyoruz. Ruhu şad olsun...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58