Paralı ve ideolojik eğitim toplumda kastlaşma yarattı

İstanbul’da yabancı bir kolejin 2024-2025 ders yılı kayıt ücreti 830.000 lira. Daha yüksek olanlar da var. Eğer taksite bağlanırsa, 1 milyon 150 bin liraya çıkıyor. Aylık taksit 100 bin liraya geliyor.

Devlette 100 bin lira aylık alan yok. Özel sektörde çalışanların binde biri belki bu ücretleri ödeyebilir. Özel sektörde slogan “servet kazanmakla değil, tasarrufla oluşur.”

O zaman bu paraları kimler ödüyor? Hangi kazançla ödüyor?

2022 yılında MB ödemeler bilançosunda 26,4 milyar dolar kaynağı belirsiz para girişi vardı. Bu paraları kimler, nereden ve nasıl getirdi?

Anayasa’nın 130. maddesinin ikinci paragrafında “Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir.” deniliyor. Ama Vakıf Üniversitelerini kuranlardan bazıları kendi şirketleri üstünden inşaat ve alım işlemi yapıyor ve biri on göstererek para kazanıyorlar.

Anayasa kâr amacına yönelik olmamak şartı diyor ve fakat vakıf üniversiteleri alınıp satılıyor. Söz gelimi Bilgi Üniversitesi 3 defa satıldı. Basın haberlerinden topladım;

*Bilgi Üniversitesi Haziran 1996 yılında Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kuruldu. Vakıf yönetiminde iş adamları, gazeteciler ve akademisyenler vardı.

*Daha sonra 2006’da Bilgi Üniversitesi'nin yüzde 50'si ABD’li eğitim şirketi Laureate Education'a satıldı.

*Sonrada anlaşılan tamamı ABD’li Üniversiteye geçti. Çünkü son satış haberinde “Tamamı Laureate İnternational’e ait olan Bilgi Üniversitesi Can Holding’e 90 milyon dolara satıldı.” deniliyor.

Kanunla kurulan ve devlet Üniversiteleri gibi denetime tabi olan bir üniversite nasıl satılır? Vergi doğmaz mı? Şirket değil iki sene geçtikten sonra hisseleri vergi dışı olsun.

Anlaşılan odur ki; uygulamada vakıf üyelikleri illegal yoldan parayla el değişiyor. Vergi dışında kalıyor.

Türkiye’de eğitim sistemi, 1990’lı yıllardan başlayarak hızlı bir şekilde Siyasi İslam’ın ayağı Gülen cemaatinin taassubunda kaldı. Bu nedenle adeta bir kültürel düşüş yaşandı.

Bugün eğitimin başında olan Millî Eğitim Bakanı eğitime ideolojik pencereden bakıyor.

Bakan Yusuf Tekin katıldığı bir canlı yayında sunucunun “Şeriatı öven kitap mı yazdınız?” sorusuna “Keşke Şeriatı övecek kadar bilgim olsaydı da yazsaydım” yanıtını vermişti.

Osmanlı’nın geri kalmasının, idari ve jeopolitik nedenleri olmakla birlikte, temel neden eğitimde ve bilimde geri kalmasıdır

Şeyhülislam da; “dinin temelini sağlamlaştırmak için sorun kaynağında halledilmelidir” diyor ve eğitim siteminde baştan sona din esaslı bir düzenleme yapılıyordu.

Osmanlı medreselerinde okutulan derslerin tamamına yakını fıkıh, hadis, kelam, tefsir dersleriydi. “Felsefe, matematik ve fen bilimleri geleneksel medrese müfredatında yer almıyordu.”

Siyasi iktidar, herkesi İmam Hatip Liseleri’ne yönlendirmek istiyor. Birçok bakan da bundan övgüyle bahsediyor.

Eğitim bir ülkenin geleceğini belirler.

1.Eğitim, toplumda sosyal hareketlilik sağlar; Bir fakirin veya işçinin veya bir köylünün kabiliyetli çocuğu okuyup, daha yüksek gelir ve makam sahibi olabilir.

2. Eğitimde etkinlik ve fırsat eşitliği, öğrencinin en geniş tabandan ve en yetenekli olanların seçilmesi yoluyla olur. Parası olan okur, olmayan okumazsa etkinlik düşer, fırsat eşitliği sağlayamazsınız.

Bu şartlarda Eğitimi paralı yaparsak sosyal kastlaşma olur. Bu nedenle bizim gibi gelişmekte olan bir ülkede eğitimi yalnızca devlet yapmalıdır. Ama devletin de kurumsal devlet olması gerekir.

3.Türkiye’de eğitimi devlet yaparsa, ideolojik tuzak daha yaygın olur. Düzeltmek için önce halkın siyasi süreçte ideolojik eğitime karşı çıkması gerekir.

4.İdeolojik eğitim, teknolojik gelişmeyi engeller. Biat kültürüne neden olur ve toplumda demokrasi talebi azalır.

Yazarın Diğer Yazıları