Türkiye'nin çıkmazları

Her on, on beş yılda bir sefalete düşürülen ülkeyiz. Ekonomik krizlerden ders aldığımız yok. Siyasal krizlerden ve darbelerden de ders aldığımız yok.

Bir de her bir ideoloji, iktidara gelip Türkiye''yi evirip çevirip kendi yönetim sistemini kurma peşinde.

Hukuk devletinde, demokraside, adil yönetimde, hukukun üstünlüğüne dayalı hükümet etmede, henüz tam anlamıyla mutabık kaldığımız söylenemez.

İşte en somut örneği AKP iktidar süreci.

20 yıldır iktidarda ve Türkiye hukuk sorunu yaşıyor. Hukukun üstünlüğü yönetime egemen değil. Liderin dediği, kişisellik her şeyin üstünde. Hatırlasanıza Bahçeli hangi gerekçeye sığınarak ''Partili Cumhurbaşkanlığı''na geçmemiz gerektiğini söylemişti. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi ama anayasada yazıldığı sınırlar içinde kalmıyor.

Ya ne yapıyor?

Başbakan gibi davranıyor. Her şeye karışıyor. Yetmiyor anayasayı bile yok sayarak karar alıyor.

Öyle ise o sisteme uymuyorsa sistemi ona uyduralım.

Yani kişiye özel yönetim sistemi kuralım.

Kurduk mu?

Kurduk.

Sonuç?

İçinde bulunduğumuz ekonomik, siyasal, sosyal, toplumsal çöküş.

Peki, Erdoğan ve iktidarları bununla yetindi mi?

Yetinmedi. Çünkü asıl amacı bu değildi. Asıl amacı, siyasal sistemi değiştirmenin ötesinde Osmanlıcı bir yönetim kurmaktı.

Hedef de 2023''tü.

Cumhuriyetin yüzüncü yılında, tarihsel büyük değişim yapılmış olacaktı.

Kör talih.

Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Buraya varabilmek için Türkiye''nin tüm sermayesini kendi vasıfsız adamlarına dağıttı. Elektrik özelleştirmeleri bu durumu bütün açıklığı ile ortaya koydu. Özellikle Isparta''daki uzun elektrik kesintisi, şirketlerin sorgulanmasına neden oldu. Elektrikten anlayıp anlamadıklarına bakılmaksızın adamına göre özelleştirilen elektrik, iktidara yakın kimselere verilmişti.

Aynı durum, köprüler, dolar ödemeli, geçiş garantili paralı yollar, hasta garantili şehir hastaneleri ve madenlerde de apaçık yaşayarak gördüğümüz gerçeklerdir.

Buna iktidarın sermaye aktarımı da deniyor.

İlaç sanayisinde var olan yerliliği de bitirdiler. Yerli sermaye ve şirketlerin hemen tamamına yakını uluslararası şirketlerin eline geçti. Türkiye ilaç üretiminde 1997 öncesinden fersah fersah geride.

Başka?

Finans sektöründe de durum farksız. Bankaların yarıya yakını yabancı sermayenin elinde. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz? Türk ekonomisinin kan dolaşımı, Türkiye''nin/Türklerin değil, yabancının denetiminde.

Daha başka?

Sanayinin önemli sektörlerinde marka haline gelen yerli ve millî şirketlerin pek çoğu da yine bu AKP iktidarları sürecinde el değiştirdi. Japonya''dan Çin''e, Avrupa''dan Rusya''ya kadar pek çok yabancı şirket hepsini satın aldı. Adları Türk, sahipleri yabancı.

Şimdi tutturmuşlar, "Dış güçler bize operasyon yapıyor" diye.

Allah Allah!

Hangi dış güçlermiş bunlar?

Aslında iç güç haline getirdikleri dış güçler.

Swap anlaşması için kırk takla attıkları dış güçler.

Borç dolar almak için ettikleri küfürleri yutmak zorunda kaldıkları dış güçler.

Ve hepsinden önemlisi, Türkiye''yi yüksek faizle borçlandırdıkları, her yıl milyonlarca dolar milletten alıp, faiz ödedikleri dış güçler.

Türkiye talihsiz bir ülke. Bizzat kendi evlatları tarafından -haydi ihanet demeyeyim- haksızlığa uğratılıp diz çöktürülen bir ülke.

Topyekûn kendimizi sorgulamaya ihtiyacımız var. Ve kurucu değerlere uygun yol alıp, bilimin öncülüğünde yürümeyi seçmenin zamanının gelip geçtiğini kavramaya ihtiyacımız var.

Maalesef toplum da "hayırlı evlat" denetimi yapamıyor. İdeolojiler, dini yapışkanlar, millî yalanlar, toplumsal aklı bloke ediyor. Eleştirel akla ve bilime ihtiyacımız var.

Yazarın Diğer Yazıları