Türkiye'ye baypas

A+A-
Cahit Armağan DİLEK

Türkiye'nin üç düzlemli bir kuşatma altında olduğu uyarısını sürekli yaptığımı yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır.

Birinci düzlemde müzakereler/mekanizmalar (PKK ile müzakere, Kıbrıs müzakereleri, Yunanistan'la istikşafi görüşmeler, Suriye'de Menbic yol haritası ve siyasi süreç vs.) var.

İkinci düzlemde kriz/çatışmalar (Suriye savaşı, Ege'de işgal edilen adalar, Doğu Akdeniz'de münhasır ekonomik saha paylaşımı, Karadeniz'de Kırım/Ukrayna krizi ve NATO'nun Karadeniz'de artan varlığı, İran'a yaptırımlar, Gürcistan ve Ermenistan'da yönetim krizleri/çatışmalar vs.) var.

Üçüncü düzlemde ise ittifaklar (Arap NATO'su, IŞİD karşıtı koalisyon, Yunan-Rum ikilisinin Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Ürdün ile üçlü ittifakları ve bunların ABD ve AB ile desteklenmesi vs.) ile Türkiye'nin çevrelenmesini görüyoruz.

Bu üç düzlemi üst üste koyduğunuzda da Türkiye'nin nasıl bir kuşatma altında olduğunu görürsünüz. Bu kuşatma Türkiye'yi o kadar sıkıştırmaktadır ki adeta nefessiz bırakacak sertliktedir.

Yaşanan ekonomik krizle birlikte Türkiye'nin dış politikadaki açmazlarını gören küresel güçler, yanlarına aldıkları bölgesel ve yerel taşeronlarla Türkiye'yi saf dışı bırakmaya yönelmişlerdir. Kuşatma altındaki Türkiye'yi çevresinde olup bitenlerin dışında bırakmaya çalışan baypas süreci fiilen başlamıştır.

Trump'ın Suriye'den çekileceğiz kararının üzerinden iki aydan fazla zaman geçti. Artık çok net ki ABD çekilmiyor. Suriye'deki asker sayısı görünürde azalsa bile ABD'nin Suriye'deki etkinliği azalmayıp bilakis artacak. ABD artık Suriye kuzeyi ve doğusunda yalnız değil. Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin varlığı, görünürlüğü ve rolleri artıyor. ABD geriden yönetme (lead behind) stratejisini daha belirgin hale getiriyor.

Fırat doğusunda güvenli bölgeyi koalisyon/NATO ile kontrol etmeyi planladığı ve bu yapıyı kurduğu anlaşıldı. Hatta Menbiç'in de güvenli bölgeye dahil olduğu ABD'nin oradan da ayrılmayacağı ortaya çıktı. Türkiye'nin güvenli bölgede rol almayacağı, Suriye'ye girmesine izin verilmeyeceği açıklandı.

Bu gelişmeler olurken ilginç bir şekilde Türkiye'nin ABD'ye yönelik eleştirileri de azaldı. ABD'ye gidip gelen Akar-Güler ikilisinin ne görüştüğü açıklanmadı. Gündeme ABD'nin çekilmesi ve Türkiye'nin güvenli bölge kontrolü bizde olsun talebi olmasına rağmen Akar-Güler cephesinden tek kelime duymadık. Cumhurbaşkanı da bu görüşmeye ilişkin bilgi almış olmasına rağmen hiçbir şey söylemedi.

ABD'nin Akar-Güler ikilisine sunduğu bir güvenli bölge planı var mı? Türkiye'ye orada bir rol verilmiş mi? Verilmediyse ve biz ses çıkarmıyorsak ABD planı kabul mu edildi?

Türk tarafının sessizliğinin bir nedeni olmalı. Yoksa ABD tarafı görüşmelerde, Trump'ın ekonomik olarak mahvederiz tehdidini sürekli masada mı tutuyor?

ABD Dışişleri'nin Orta Doğu ve Suriye işlerinden sorumlu diplomatı Joel Rayburn'un Türkiye ziyaretinde Suriyeli muhaliflere "ABD'nin Suriye'de çekileceği yerler olmak üzere ne İdlib'de ne Menbiç'de rejim güçlerini görmek istediklerini söylediler. Rejim, İdlib dahil diğer yerleri zorla almaya kalkışırsa ABD'nin gerekeni yapacağı" mesajını vermesi ne anlama geliyor?

ABD, İdlib'e müdahil olmaya mı hazırlanıyor? Normal şartlarda bunu Türkiye'siz yapamayacağına göre bu konuda ABD-Türkiye arasında mutabakat mı var? Veya ABD, İdlib'deki grupları kaos için tahrik ve teşvik mi edecek? ABD'nin İdlib'e müdahil olması Türk-Rus ilişkilerini baltalamaz mı?

Türkiye yeniden Suriye'ye girmesin diye sınır hattına Rus askerî polis konuşlandırmayı öneren Rusya'nın, Kıbrıs'ta bilinen pozisyonu tam da kırılgan süreçler yaşandığı bir dönemde yeniden seslendirmesi ne anlama geliyor?

Lavrov'un GKRY'li bakanla görüşmesinde "Adanın dış güvenlik garantilerinin mevcut sistemi artık modern gerçekleri ve Cumhuriyet'in mevcut uluslararası yasal statüsünü karşılamıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin teminatlarının, birleşik bir Kıbrıs'ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın en etkili yöntemi olması gerektiğine inanıyoruz" demesi Kıbrıs'ta yolun sonuna gelindiğinin, Rum-Yunan görüşlerinin hayata geçmeye başladığını gören Rusya'nın Kıbrıs'ta Türkiye ve Türklere yer yok, ben varım hamlesi mi?

Bütün bunların müzakere masasına gelmesine neden olan ve Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin hayat sigortası olan 1960 anlaşmalarının ortadan kalkmasının önünü açan KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Rum liderle dün bunları görüşmek üzere mi toplandı? Türkiye ve KKTC'ye neler olabileceğinin farkında mı?

Örnekler çok. Üç ayrı düzlemle kuşatılan Türkiye'nin geleceğini, refahını, bağımsızlığını tehlikeye atabilecek konularda ve alanlarda baypas edilip hayat damarlarının kesilmekte olduğunu anlamak için daha neler olmalı? 

İşin en vahimi bu tür hayati konuların seçim sathi mahallinde iç politikaya kurban edilmesi. Halbuki mevcut konjonktürde seçimi değil ülkenin geleceğini kazanmak ve garantiye almak tek ve ana hedef olmalı

  • Yorumlar 6
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları