Dünyada laiklik

A+A-
Esfender KORKMAZ

Eski çağlardan beri, hangi din ve inanışa mensup olursa olsunlar, din adamları ruhani dünya yanında aynı zamanda devlet yönetiminde de etkili oluyor ve   din adamları dini kullanarak devlet yönetimine entrikalar yapıyor, krala ve yönetime müdahale ediyorlardı. 

Laikliğin temel felsefesi, 16. yüzyılda İtalya'da başlayan Rönesans ve reform hareketleri ile oluştu. Sanatta ve edebiyatta kilisenin hakimiyetinden kurtularak, Antik Roma ve Yunan düşüncesi ile realiteye yöneldi.

Laik devlet düzeninde, anayasalar ve yasalarla, dinsel özgürlükler de garanti edilmiştir. Kamusal fonların tek bir din veya mezhep için kullanılması engellenmiştir... Eğitim sistemi dinsel anlayışlardan bağımsızdır. Dinin ve inançların siyasi bir araç olarak kullanılması ve dinin siyasi arenanın dışında tutulması da aynı yasalarla garanti edilmiştir.  

Genel prensipleri böyle olmakla birlikte, biz dahil dünyada lâik olarak tanımlanan ülkelerde uygulamada farklı yorumlar ve eleştiriler yapılmıştır.

İslam'da laiklik, siyasal İslam, krallar, emirler ve gerici düşünce akımları tarafından sürekli istismar edilmiş ve din düşmanlığı olarak topluma lanse edilmek istenmiştir.

Gerçekte ise, tarif gereği laiklik dinin özgürleştirilmesidir. Devleti ve hukuku dinsel referanslardan arındırmaktır.

Orta Çağ Avrupa'sında ve Osmanlı'da yaşam ve hukuki ilişkilerde din faktörü toplumun ve devletin bekasında jandarma rolünde kalmıştır.

Devlet imkanlarını engelsiz kullanmak isteyen yöneticiler tarih boyunca, laikliğe cephe almıştır. Ali Fuat Başgil, Din ve Laiklik isimli kitabında, ''Bir din için en büyük tehlike, hadimlerinin memurlaşması kürk ve saltanat hırsına düşmesidir.'' diyor.

Kamuoyu açısından bakarsak, son üç senedir -2014-2017- dünyanın yaşamakta olduğu DEAŞ terörü, İslam devleti ve şeriat düzeni kurma mücadelesidir. Siyasal İslam'ın ağırlaştırılmış şeklidir. Radikal Siyasal İslam, her yerde ve her zaman toplumu ikiye bölmüştür. Bir kısım insanlar kayıtsız şartsız İslami kuralları isterken, bir kısım insanlar tersine dinden soğumuştur. Kaldı ki yalnızca şeriat devleti kurmak isteyenler değil, hangi rejim olursa olsun, dini siyasette kullanmanın da toplumu böleceği ve dini günlük tartışmalar içine çekmenin dini hassasiyete zarar vereceği, inancın zayıflamasına neden olacağı açıktır.

Din adamlarının politikayı yönetmeye kalkmasının en büyük zararını Fetö terörü nedeniyle Türkiye görmüştür.

Dünyada Maldivler gibi küçük bazı devletler hariç, laik olmayan 18 devlet var... Bunların 17'si İslam ülkesidir.

Dini siyasette kullanan Siyasal İslam'a izin veren veya bunlara imkân tanıyan ülkeler sonunda şeriat devletine dönüşüyor. Daha önce laik devletler olan Pakistan, Bangladeş, Irak ve Madagaskar şimdi laik devletler değildirler.

Siyasal İslam anlayışı sonuçta laikliği ortadan kaldırmakta ve laikliğin olmadığı zeminlerde ancak tutunmaktadır. Ali Fuat Başgil yine aynı kitabında siyasi taassubun, dini taassuptan daha kindar, zalim ve yıkıcı olduğunu, söylüyor; ''Çünkü, dini taassupta çok kere hasbilik (gönüllülük )hakim olduğu halde, siyasi taassupta hemen daima şahsi fayda, his ve hırs hakimdir.'' diyor ve devam ediyor: ''Hem dinî, hem de siyasî taassuba karşı korumak için alınacak tedbir tek kelime ile laikliktir. '' 

Özet olarak; dine dayalı bir devlet düzeni bizzat dine de zarar veriyor. Bundan tek yarar sağlayanlar diktatörler, krallar ve İslam'ı kendi siyasi çıkarları için kullanan partiler ve parti liderleri oluyor. Kaybeden ise halk oluyor.

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları