Önseçimsiz demokrasi olmaz

A+A-
Esfender KORKMAZ

Önceki İngiltere Başbakanı May, AB ile vardığı Brexit anlaşmasının parlamentoda 3 kez reddedilmesinin ardından parti içi muhalefetin baskısına dayanamayarak parti liderliğinden istifa etmişti. Seçim sonrasında da İngiltere'de, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, seçim yenilgisi nedeni ile istifa edeceğini açıkladı.

İngiltere Demokrasinin beşiğidir. Daha önce de İngiltere'de kaybeden siyasi parti başkanları istifa etmiştir. Türkiye de, Cumhuriyet döneminde böyle bir örnek var mı? fazla değil.

Anavatan Partisi, yüzde 4'e düşünce zaten ortada parti kalmadığı için Mesut Yılmaz istifa etti. İstifa eden bir tek Deniz Baykal örneği var. 1999 seçimlerinde partisi barajın altında kaldığı için istifa etti. Daha sonra daha güçlü geldi.

Aslında Türkiye'de demokrasinin aksak kalmasına, 1980 darbesi neden oldu. 1961 sonrasında siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu ön seçimi zorunlu kılıyordu. Partilere yüzde 5 oranında kontenjan tanıyordu. Darbe sonrası, koalisyonlar istikrarı bozdu gerekçesi ile;  siyasi partiler yasası ve seçim yasası değişti. Ön seçim parti üst yönetimleri kararına bırakıldı. Partiler ya hiç önseçim yapmadılar veya gösteriş olsun diye muvazaalı ön seçim yaptılar.

Ön seçimin de kendine özgü sorunları var… Söz gelimi mezhepçilik, dost-ahpap ilişkileri, siyasette liyakatı dışlıyor. Ne var ki demokrasi kendi kendini onarır. Dahası parti üyeleri, delege seçimleri yasal kontrol altına alınabilir.    

Bu gün muhalefet partileri parlamenter sisteme geçmek istiyor. Babacan ve Davutoğlu, kuracakları partilerin hedefi olarak yeniden parlamenter sistem diyor. Oysaki 1980 sonrası parti içi demokrasi olsaydı parlamenter sistem devam ederdi.

Demokrasinin ilk şartı, halkın yönetime katılmasıdır. Halkın siyasi tercihlerini yönetime yansıtması için adayları ya halkın doğrudan doğruya veya delegeler aracılığı ile seçmesi gerekir.

Özet olarak, mevcut ve kurulacak siyasi partilerin  hedefleri öncelikle ön seçim sistemine geçmek olmalıdır.

Demokrasinin ikinci önemli sorunu, siyasi partilerin popülizm tuzağına düşmüş olmalarıdır.

Dikkat edersek, iktidar veya muhalefet insan hakları, demokratik özgürlükler, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı konusunda uzun dönemli proje üretmiyorlar.

Söz gelimi CHP'nin adalet yürüyüşü bu günkü durumu göstermek açısından önemli olmakla birlikte, bu alanda çözüm projeleri öne çıkmadı. Hak-hukuk-adalet sloganı öne çıktı.

Aslında son yıllara kadar halkta proje ile ilgilenmedi, popülist söylemlere, sloganlara, şov'lara daha çok itibar etti. Partiler de bu çizgide popülizm tuzağına düştü. Meclis'teki toplantılar kabile devletlerine özgü kayıkçı kavgaları, küfür yarışması ile devam ediyor .

Son yıllarda siyasi ve ekonomik konjonktür değişti. İşsiz ve yoksul sayısı arttı. Artık halk şov değil çözüm istiyor. Zira; Karnı tok olanlar için siyasi şov'lar bir eğlence, aç olanlar için bir eziyettir. Dahası proje üretemeyen iktidarlar da iktidarda kalmak için korku üreterek tepkileri bastırmak zorundadır.

Özetle artık halk umut etmek istiyor. Bu da ancak siyasi partilerin proje üretmesi ile olur.

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları