"Seçimi komplolar ve asparagas haberlerle kazanmak mümkün değil"

"Seçimi komplolar ve asparagas haberlerle kazanmak mümkün değil"
Ekrem İmamoğlu'nun katıldığı bir televizyon programındaki açıklamalarının montajlanmasına tepki gösteren Karar yazarı Mehmet Ocaktan, "23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimini bir takım komplolarla ve de asparagas haberlerle kazanmak mümkün değil" dedi

Karar yazarı Mehmet Ocaktan, YSK'nın İstanbul seçimlerini yenileme kararının ardından yeniden çalışmalara başlayan Ekrem İmamoğlu'nun katıldığı bir televizyon programındaki açıklamalarının montajlanmasına tepki gösterdi.

Ocaktan, programı bizzat izlediğini, sosyal medyada yayılan videonun akıl ve mantık iflası olduğunu söyledi.

İktidarın bu tavrının siyasi bir tavır olmadığını söyleyen Ocaktan, "Bu bir siyasi mücadele tavrı olamaz, hele de AK Parti gibi geçmişte siyaseti kuşatan ahlaki kirlilikten Türkiye’yi kurtaran ve ülkenin demokratikleşmesinde büyük katkıları olan bir partinin tavrı asla olamaz. Ayrıca bu tavır dindar kesimlerin zihinlerini kirleten de bir tavırdır" dedi.

Ocaktan, "Herkesin şunu bilmesi gerekiyor ki, 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimini bir takım komplolarla ve de asparagas haberlerle kazanmak mümkün değildir." diye yazdı

İşte Ocaktan'ın o yazısı: 

Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuku siyasete uydurarak verdiği karar sonucunda İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığı seçimi 23 Haziran’da tekrarlanacak. “Neden böyle oldu, millet iradesinin üzerinde bir takım planlar yaparak seçmeni yeni bir yorgunluğa sürüklemeye ne gerek vardı” benzeri pek çok soruyu sorabiliriz, hatta sitemde de bulunabiliriz. Ancak bütün bunların şu an itibariyle hiçbir kıymeti harbiyesi yok. İstesek de istemesek de, hatta YSK kararını irademize müdahale olarak görsek de, 23 Haziran’da sandık başına gideceğiz ve oylarımızı kullanacağız.

Şu an itibariyle taraflar başkanlığı kazanabilmek için sahada ter döküyorlar ve kıyasıya mücadele mücadele ediyorlar. İşte tam da bu noktada 23 Haziran’dan başarı ile çıkabilmek için, henüz 31 mart seçimlerinin sonuçları hafızalarımızda tazeliğini korurken, o gün sandıktan çıkan mesajın iyi analiz edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Hafızalarımızı tazeleyelim; seçim stratejilerini “beka” meselesi üzerine bina eden iktidar bloğu özet olarak diyordu ki: “Ülkemiz ciddi bir beka tehlikesiyle karşı karşıyadır, bu yüzden biz bir istiklal mücadelesi veriyoruz, eğer oylarınızı muhalefet partilerine verirseniz memleketimizin güvenliği tehlikeye girer.”

İktidar cephesi bu söylemi zaman zaman akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bir noktaya taşıyarak, muhalefeti adeta bir terör ittifakı gibi gösterme cesaretinde bile bulundu. Ayrıca iktidar bloğu çevresinde oluşan gerek medya, gerekse trolvari yapılar da özellikle İstanbul bağlamında muhalif adayı itibarsızlaştırıcı çok sayıda yalan haber üretimi gerçekleştirdi.

Ama gördük ki millet, şu an itibariyle reel bir karşılığı bulunmayan ‘beka’meselesine de, doğrudan kişileri hedef alan siyasi söylemlere ve asparagas haberlere de itibar etmedi. Bu yüzden de iktidar cephesi Türkiye nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan büyükşehirlerin önemli bir bölümünü kaybetti. Muhtemelen Cumhur İttifakı bu absürtlüğü görmüş olmalı ki, şu anda “beka”kelimesini ağızlarına bile almıyorlar, üstelik HDP’ye karşı da pek sempatikler...

Ancak adayların itibarsızlaştırılması konusunda aynı hassasiyeti gösterdiklerini söylemek pek mümkün değil. Mesela Ekrem İmamoğlu’nun bir televizyon kanalındaki konuşmasından üretilen bir video var ki, kelimenin tam anlamıyla aklın ve mantığın iflası... Bizzat konuşmayı dinlediğim için cümleyi aynen hatırlıyorum, İmamoğlu diyor ki: “Bu ülkenin 82 milyon vatanseveri var. Terör örgütlerine karşı hep beraber dimdik ayaktayız.” Ama ifadenin geçtiği cümle, soru soran gazetecinin soruna eklenerek PKK ve FETÖ’ye “Gelin ülkeyi birlikte yönetelim” gibi ahlak sınırlarını zorlayan bir videoya dönüştürülüyor. Bu bir siyasi mücadele tavrı olamaz, hele de AK Parti gibi geçmişte siyaseti kuşatan ahlaki kirlilikten Türkiye’yi kurtaran ve ülkenin demokratikleşmesinde büyük katkıları olan bir partinin tavrı asla olamaz. Ayrıca bu tavır dindar kesimlerin zihinlerini kirleten de bir tavırdır. Çünkü dindarlar, kendilerine herkesin güven duyduğu ve emin olduğu kişiler olmak durumundadırlar. Bu konuda Hz. Peygamberin hepimizin ufkunu ve yolunu aydınlatması gereken mesajı son derece açık: “Müslüman elinden ve dilinden bütün insanların salim kaldığı kimsedir.” Eğer bugün dindarlar ahlaki anlamda bir ‘güven’ sorunu yaşıyorlarsa bunun sorumlusu din değil, bizatihi dindarlardır.

Herkesin şunu bilmesi gerekiyor ki, 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimini bir takım komplolarla ve de asparagas haberlerle kazanmak mümkün değildir.

31 Mart seçimlerinin mesajı hiç izaha ihtiyaç duyulmayacak kadar açık ve net iken, denenmiş yöntemleri, sonuç vermeyen söylemleri aynen 23 Haziran’da da tekrar etmek, doğrusu siyasi akıl açısından izaha muhtaç bir durumdur.

Bu çerçevede tam da 23 Haziran seçimlerinin arefesinde, bazı eski bakanların, meclis başkanlarının bankalara yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üyesi olarak atanmalarının seçmenin zihninde soru işaretleri oluşturabileceği düşünülmüş müdür doğrusu merak ediyorum. Keşke, insanların ekonomik sıkıntı içinde olduğu bir dönemde bu tür atamalar bir değil, bin kez düşünülerek yapılabilse...

  • Yorumlar 6
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.