Türkiye'nin yönü değiştirilemez

A+A-
Ahmet B. ERCİLASUN

En geç 3. Selim döneminde Türkiye yönünü belirlemiştir: Çağdaş medeniyet. O dönemde "medeniyet" kelimesi kullanılmakla birlikte "çağdaş medeniyet" terimi elbette yoktu. Osmanlı hükümdarları ve devlet adamlarının önlerindeki hedef Avrupa idi. Kalkınmışlığı, büyüklüğü Avrupa temsil ediyordu.

Çağdaş medeniyet; yeni ordu, yeni okullar, devlet yönetiminde yeni düzenlemeler, yeni hukuk anlayışı ve yeni bir sanat anlayışı demekti. Avrupa tarzındaki yeni ordular, mühendishanelerden başlayarak açılan yeni okullar, setre pantolon gibi yeni kıyafetler, Tanzimat ve Islahat'la getirilen yeni düzenlemeler, hukukla ilgili yeni kurumlar, batı tarzındaki yeni mimari eserler, yine batı tarzındaki tiyatro ve romanın edebiyatımıza girmesi, saray tarafından teşvik edilen batı müziği… Bütün bunlar, devletimizin Avrupa'ya, bugünkü terimle çağdaş medeniyete yönelmesinin göstergeleridir. Özellikle yeni okullar ve darülfünun (üniversite) bilime doğru gidişi gösterir.

Tanzimat, Şinasi'nin "Bildirir haddini sultâna senin kanûnun." mısraında belirtildiği üzere padişahın yetkilerini sınırlandırmış; Meşrutiyet, yetkilerin önemli bir bölümünü Meclis'e devretmiştir. Gidiş, Cumhuriyet'e doğrudur; Atatürk de bunu yapmıştır. Osmanlı döneminde yenilikler hangi yöne doğru gidiyorsa Atatürk de o yönde yenilikler yapmıştır. Tabii ki Atatürk'ün yaptıklarını, kendisinden öncekilerle kıyaslayamayız. Ben burada, sadece "yön"ün aynı olduğunu belirtmek istiyorum. Yön, çağdaşlığa doğrudur ve Atatürk, Türkiye'yi çağdaşlığa götüren devrimleri, kendinden öncekilerle kıyaslanamayacak ölçüde kökten, kararlı ve hızlı bir şekilde yapmıştır.

Saltanat ve hilafet kaldırılarak hâkimiyet kayıtsız şartsız millete devredilmiş, laik düzene geçilmiş, Avrupa'daki ölçüler ve kılık kıyafet kabul edilmiş, alfabe değiştirilmiş, Sümerbank, Etibank, İş Bankası gibi yeni ticari ve iktisadi kuruluşlar devreye sokulmuş, tarih ve dil kurumları kurulmuş, üniversite reformu yapılmış, Ankara'da yeni fakülteler açılmıştır. Hedef, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmaktır.

İki yüz yılı aşkın bir süreden beri devam eden "çağdaş medeniyet yönü"nün değiştirilmesi mümkün değildir. Aksi yöndeki düşünceler iflas etmeye mahkûmdur. Aksi yöndeki çalışmalar, boş yere harcanan çabalardan ibarettir.

Çağdaşlığa gidiş, bir "parantez" filan değildir. Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin "ülkü"südür, "kızıl elma"sıdır. Türkiye eğer büyüyüp güçlenecekse -ki mutlaka öyle olacaktır- gidiş, çağdaş medeniyet yönünde olacaktır. Başka "menzil"leri hedef alanlar da bunun farkındadır ve Türk halkının çağdaşlığa doğru gidiş talepleri karşısında gerilemek ve taviz vermek zorunda kalmaktadırlar. 30 Ağustos kutlanacaktır, 29 Ekim kutlanacaktır, Anıt Kabir'e gidilecektir, 10 Kasım anılacaktır. Bunlar şekilden ibaret, basit törenler değildir; Türk halkının çağdaşlık talebinin simgeleridir. Millî bayramlar konusundaki ayak sürümeler, isteksizlikler, Türk halkının bu konulardaki coşkusunu artırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Kendilerini "muhafazakâr, yerli" gibi sıfatlarla nitelendirenler, Osmanlı dönemini ve Osmanlı padişahlarını örnek göstermeye hiç kalkışmasınlar. 2. Murad, Fatih Sultan Mehmed, dönemlerinin en çağdaş insanlarıydı. Son dönemde, Abdülmecid, Abdülaziz, Abdülhamid… Hepsi de çağdaş medeniyet yolunda adım atmışlardır. Elbette hatalar da yapmışlardır; ama yönleri hiç şüphesiz "çağdaş medeniyet"e doğrudur. Şimdikiler onların kültür seviyesinden ve sanat zevklerinden çok aşağıdadırlar.

Malazgirt savaşının yıl dönümü dolayısıyla ortalıkta dolaştırılan şu marşın seviyesine bakar mısınız:

Canlar canının yolunda ancak / Kızıl elma hedefine ulaşılacak / Vadedilmiş olan ilahi nur Hak / Ebedî mutlak hâkim olacak… Manzumenin devamını genel ağdan görebilirsiniz. "Vadedilmiş olan", "sükûn huzur bulacak", "tarih yazan ecdadım gibi" ibarelerinde hiç şiir tadı buluyor musunuz? Bari Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun şiirine baksaydınız. Yahut Kenan Çarboğa'nın "Kızıl Elma'ya" şiirini görseydiniz.

Belli bir seviyeye hitap ederek bir süre daha "menzil"inize doğru yol alabilirsiniz. Çağdaşlığa doğru gidişte bunlar ancak küçük zikzaklardır. Gidişin genel yönü değişmez, değiştirilemez. 

Bir sözüm de milliyetçiler ile çağdaşçılara. Çağdaşlaşma, milliyetçiliğin zıddı değil tam tersine gereğidir. Çünkü milliyetçiliğin hedefi milleti yükseltmektir. Bunun da yolu çağdaşlaşmadan geçer. Milliyetçilik, çağdaşlığa aykırı bir akım da değildir. Tam tersine çağdaşlık, milliyetçi olmayı gerektirir. Çünkü çağdaş ülkelerin hepsi şu anda milliyetçilik yapmaktadırlar. ABD'nin, Rusya'nın, Çin'in, Fransa'nın, Almanya'nın yaptığı nedir? Devletlerinin, milletlerinin çıkarını korumak değil mi? Bunun için de üstün ve büyük olmaya çalışmıyorlar mı? Milliyetçilik sözünü ister telaffuz etsinler, ister etmesinler, yaptıkları milliyetçilik değil mi?     

  • Yorumlar 9
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58