Yine Alevîlik tartışması: Nurettin Topçu’yu Anlamak/Anlamamak (3)

Türkiye’de belli ideolojik yapılar, yakaladıkları ipuçlarına sıkı sıkıya sarılırlar, her fırsatta, bu ipuçlarından hareketle, dirençlerini bütün alana yaymak isterler. Anadoluculuk Hareketi’nin ikinci nesil öncüsü Nurettin Topçu’nun, “Türkiye’nin Maarif Davası” kitabındaki Alevîlere dair menfî sözleri, satır aralarından manşetlere taşınıyor.

“Başkaldırı ve Uyum: Türk Muhafazakarlığı ve Nurettin Topçu” doktora tezini hazırlayan Prof. Dr. Baran Dural’ın değerlendirmesini vermeye devam ediyoruz.

***

“Kurduğunuz tüm fabrika bacaları, ‘Harp harp’ diye inliyor. Devirleri kalın perdelerle örterek kapatan harplerin doğurucu sebebi, en başta insanların merhametsizliğidir. İnsan zalimdir, insafsızdır. Hırsları ile zulmü birleşince o, varlıkların en fenasıdır.” diyen Nurettin Topçu, ne merkez ne günümüz radikal sağının hiçbir ilineğiyle benzeşmez. En azından en sağından en soluna ülkemizin tüm partilerini esir almış, “ağır sanayicilik” Topçu’dan yüz bulmaz. O kendi inançlı Müslüman Anadolu Sosyalizmi’nde, teoride bolluğu üleştirmesi gereken günümüz sosyalizm-komünizminden farklı olarak, yoksulluğu ve fakirliği bölüştürür. Tipik bir yerli Platon olan Topçu’nun, Platonik devlet şemasında devlet yoksuldur, zengin ve müreffeh olmasına somut olarak imkân yoktur. Bu yoksul devlet yurttaşları kapitalizmin bireyci, sivil toplum içinde atomize bireyler olarak kendi hayat kavgasını veren insanları değillerdir. Tasavvuf dolayımıyla “bir lokma bir hırka zihniyetine” teslim olmuş Anadolu insanı, maddî gereksinimlerini pek aza indirgemiş Müslüman Anadolu’nun gerçekleştireceği, “Müslüman Sosyalist” devrimini yoo yanlış duymadınız, öyle evrim içinde kalkınmasını filan değil düpedüz devrimini beklemektedir.

Sıradan bir İslâmcı değildi. Zaten kendisinin, İslâmcılık bahsinde anlatılması da doğru değildir kanaatindeyim. Topçu daha çok kendine mahsus bir milliyetçi veya Anadolucu hareketin II. Kuşak önderi olarak yer bulmalı düşün tarihimizde. Zira Çamlıca’da yapılan ve cemaati olmadığı için eleştirilen camiye de Ayasofya’nın tekrar ibadete açılmasına da söyleyecek sözü vardır düşünürün:

“Vicdan ve hulus ile istenen, böyle kelime simsarlığıyla halkın gözünü boyamak değildir; belki vatansever ve namuslu, milletin mesuliyetlerini yüklenmiş büyük ruhlu başların idareyi ele almalarıdır, millet aldatan sahtekârların değil. Ayasofya’nın açılması ve meclisin orada toplanması ne demek? Sen Piyer’i cami veya meclis yapsalar ne olacak? İçinde vatan sevgisiyle kendini fedaya hazır başlar yükselmedikten sonra...

... Böyle sözlerin birer tuzak olduğunu millet pek çok defalar denemiş olmasına rağmen yine de aldanıyor ve tekrar aldatılıyor. Milletin şu zavallı hâline çare bulsalar, kendilerinden ve kendi benzerlerinden nefretle uzaklaşmayı öğretseler ya! Belki o zaman vatana bir hizmetleri dokunmuş olacaktır. Onlar vatanın mahşeri andıran manzarasına baksalar, sayısız hizmet sahası bulacaklardı. Zira onda kardeş kardeşe düşman durumdadır. Gençlik, biri hak, öbürü din adına birbirini yemektedir.”

“Alevî düşmanı”, ağzı Alevîlere karşı bozuk (evet Alevîliğe açıkça, “bozuk zihniyet” demiştir) Topçu, toplumun sağ-sol, Alevî-Sünnî diye bölünmesine ise şiddetle karşıdır. Peki bu gruplar birbirine düşerse suç kimdedir? “Bozuk zihniyet” dediği Alevîler veya solcularda mı? Bunu söyleyebilmek zor. Topçu en ünlü kavga yazısı olan “Kinle Din Birleşmez”de eleştiri oklarını, devlet adına devlet düşmanlarına akın ettiklerini varsayan, sağcı gençlerin yöneticilerine yöneltir. 16 Şubat 1969 günü İstanbul Taksim Meydanı’nda Amerikan Filosunu protesto eden “komünist” gençlik örgütleriyle “sağcılar”ın çatışmasından hareketle ezber dışı değerlendirmeye girer, o günü “tarihî matem” görür.

“16 Şubat günü Taksim Meydanı’nda meydana gelen facia bir tarihî matemi hatırlattı. Yarım asır evvel 16 Mart günü İstanbul’u işgal eden İngilizler Şehzadebaşı Karakolu’nu basarak oradaki Türk askerlerini süngülediler. O zaman batı barbarlığının liderliğini yapan İngilizlerin arkasında zaferi kazandıran Amerika’nın donanması ilerliyordu. Elli yıl sonra Amerikan donanması, Boğaz’da şerefe kadeh kaldıran sarhoşların narası çalkalanırken, kendi şevket ve saltanatlarının, kahrolası saltanatlarının devamı için, Müslüman Türk çocuklarının birbirlerini boğazladıklarını seyretti. Hadisenin sebebi aşikâr: Amerika komünizme düşmandır; komünizm de Müslümanlığa düşman olduğu için Amerika’yı desteklemek her Müslümanın üzerine vaciptir; bu belki de bir cihattır. Desteklemek için ne lazımsa yapılır, Gayeye varmak için adam öldürmek caiz olur; hele öldürülen komünist ise.

Pek güzel mantık doğrusu, hem de İsagocya mantığı. Aristo da işitmiş olsaydı hayran olurdu. Şüphe yok ki üç yüz yıldan beri İslâm uluları denenler buna benzer bol bol fetvalar çıkarmışlardı. Biz, İslâm aleminin bütün sefaletler mahşeri olan bugünkü haline sebep olarak, asırlardır din adına yapılan zulüm ve zilletleri görmekte haklı olduğumuza inanıyoruz. ... İslâm ruhunu gerçek hüviyetle tertemiz yaşatabilmek için bu saltanat harislerinin değil, Peygamber’in hayatından örnek almamız lazım geliyor. O, daha İslâm’ın ilk yayılışlarında, kendisine ve ümmetine eza-cefa edenlere beddua bile etmeyip yalnız rahmet için gönderildiğini söylememiş miydi? Din kardeşlerinin birbirlerini öldürmesi İslâm’da var mıdır? Allah’ın emirlerini böylesine pervasızca çiğnedikten sonra yine de kendilerinin Müslüman olduklarına inanmalarının sebebi sakallı, salavatlı ve hacı oldukları mıdır? Onlar böyle bir vehimle kendilerini avutacak yerde Kur’ân’ın ruhuna nüfuz etmeye çalışsınlar, Peygamber’in şahsiyetini biraz daha yakından tanımaya gayret etsinler, o zaman yaptıklarından ve kendilerinden iğreneceklerdir. Cihat, din kardeşlerini öldürmek midir? Acaba asıl cihat insan öldürmek midir? Evvela nefislerini öldürsünler.

Bıçaklayıp yere vurdukları insanlar Müslüman değilmiş. Nereden biliyorlar? Sözlerinden kıyafetlerinden ve davranışlarından olacak. Eğer bunu, kendilerinin Müslüman olduğunu bildikleri gibi biliyorlarsa, bu bilgileri acınacak şeydir. Zira böyle bir hükme ulaşabilmek için onların ne hüviyetleri, ne ilimleri, ne de ahlakları yeterli değildir. Bunu Allah’a bıraksınlar, Peygamber’e danışsınlar. Onların kendi aralarında da ‘Ben Müslümanım, Türk değilim’ diyenler vardır. Halbuki onlar da Türk’tür; kendilerine iftira ediyorlar. Zira Allah onları Türk olarak yaratmıştır ve ne yapsalar bu güzel kaderden sıyrılamayacaklardır. Kendilerinin ne olduğunu bilmeyenlerin başkaları hakkında hüküm yürütmesi haddini bilmezlik değil midir?”

(Yarın son bölüm.)

Yazarın Diğer Yazıları