Akşener hakkında bilirkişi raporu hazırlayan kişi bakın kim çıktı?

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Sabah sabah telefonumda, "İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener, bugün saat 10.00'da, devam eden bir davayla ilgili olarak, Ankara Adliyesi'nde ifade verecektir" mesajını görünce, uyku mahmurluğuyla kafamda yazdım da yazdım…

Neler oluyordu?

"Başıma silah dayasalar Cumhur İttifakı'na katılmam"lardan, "Evine dön" çağrılarını hunharca ti'ye almalardan sonra ve ciddi olunan Yeni Anayasa masasını kurmadan hemen önce, yılan hikayesine dönen şu FETÖ dosyasını raftan indirme gereği mi duymuştu acaba birileri?

Nihayet "sır perdesi(!)" kalkacak mıydı?

Sonunda öğrenecek miydik, İYİ Parti liderinin tam olarak neyle suçlandığını?

***

Yüzümü yıkayınca hatırladım; "YSK'ya hakaret" gerekçesiyle  ifadeye çağrılmıştı.

Tabii, onca komplo teorili senaryodan sonra pek kesmedi. Nihayetinde, eleştirinin, itirazın, tespitin "hakaret"ten sayılması biz fani "Yeni Türkiye(!)" vatandaşları için vukuat-ı adiyedendi.

Tam rotamı günün diğer haberlerine çevirmiştim ki, içimden bir ses "kurcala şu işi" dedi.

İyi ki demiş, zira azıcık araştırınca bile "hiçbir şey olmasa bile yine birşeyler olmuş" gibiydi!..

***

Herkesin malumu olduğu üzere, Meral Akşener, Türkiye'nin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye adlandırılan yönetim şekilini benimseyip benimsememesinin oylandığı 16 Nisan 2017 referandumu öncesinde yürütülen "Hayır" kampanyasının etkili isimlerinden biriydi. Cansiperane mücadele verdi.

Ve fakat, yapılan bütün anketlerin, sokağın nabzının aksine, sandıktan çıktığı ilan edilen sonuç "Evet"ti.

Referandumdan bir ay kadar sonra, Antalya'da, Milliyetçi Meslek Adamları Birliği'nin iftarına katıldı Akşener. Konuşmasında, "Hakemin şike yapabileceğini nereden bilebilirdik" gibi bir ifade kullandı.

Antalya Cumhuriyet Savcılığı, Akşener'in sözlerini "Hakaret" kabul etti ve harekete geçti.

Gelin görün ki, o ilk hamleden sonra, 2019 yılına kadar, tabiri caizse yaprak kıpırdamadı dosyada.

***

Sonra…

14 Mart 2019'da, yerel seçimlerden 16-17 gün önce bilirkişi raporu tamamlandı.

23 Haziran 2019'da tekrar edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine 25 gün kala iddianame kabul edildi ve dava açıldı.

Bu arada…

İBB seçimlerini yeniden Millet İttifakı'nın kazanmasından hemen sonra Akşener hakkındaki FETÖ dosyasına "Gizlilik" kararı geldi.

***

Kronolojik seyir için "Tesadüf" diyebilirsiniz…

Lakin…

Yerel seçimlere iki hafta kadar bir zaman kala açıklanan bilir kişi raporunda imzası olan üç kişiden birinin, yerel seçimlerden hemen sonra TBMM Başkanlık Müşaviri olarak atanması da mı tesadüf?

Peki ya öncesinde, Akşener'in de ortağı olduğu Millet İttifakı'na karşı yarışan Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım'ın Başbakanlık dönemindeki Hukuk Başmüşaviri olması?

Ondan da önce Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Hukuk Danışmanı olması?

Hepsi bir yana, sosyal medyadan 7/24 Binali Yıldırım propagandası yapması; kazanması için "Sefer bizden, Zafer Allah'tan" diye dualar, dilekler paylaşmış olması?

Akşener'in, "YSK'ya hakaret ettiği" yönündeki bilirkişi raporuna imza atan üç hukukçudan Mehmet Çobaş'ın, İBB seçiminden bir gün önceye ait, 22 Haziran 2019 tarihli Twitter mesajını paylaşayım sizinle:

"Son tahlilde yarın İstanbulu  FETÖye (aslında da onun arkasındaki "zulüm 1453 de başladı "diyen Küresel ifsat komitelerine) teslim edemeyiz."

"FETÖ" ve "Küresel ifsat komitesi" kabul ediyor Millet İttifak'ını; kendi ifadesi.

Akşener'in "şüpheli" olduğu bir soruşturmada, Akşener'in de ortağı olduğu ittifak hakkında böyle bir yargısız hükümde bulunmuş, taraf olmuş birinin "tarafsız bilirkişiliğine" güvenilebilir mi?

Kaldı ki, diğer iki bilirkişiden de birinin, hakaret davası için ilginç bir tercih olarak emekli Sayıştay Denetçisi, diğerinin de Çobaş'ın arkadaşı olduğu ve niyeyse dosyada sicil numarasının da bulunmadığı söyleniyor.

***

Böylesi ilginç bir seyirden sonra, "esası" konuşmak abesle iştigal gibi gelebilir ama o da konuşmaya değer.

16 Nisan 2017 referandumunda, YSK'daki AK Parti temsilcisinin talebi üzerine "Sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların da geçerli sayılmasına" karar verilmişti.

13 Mart 2018'de kabul edilen "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 11. Maddesi ise aynen şöyleydi:

"298 sayılı Kanunun 101'inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"Yetkili seçim kurulları tarafından gönderilen ve Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunan oy pusulalarının arkasının sandık kurullarının ihmaliyle mühürlenmemiş olması…"

***

298 sayılı Kanunun 101'inci maddesi oy pusulaların hangi hallerde geçerli veya geçersiz sayılacağını düzenliyor!

Anlayacağınız, YSK'nın "mühürsüz oy pusulalarını geçerli sayma" kararı, torba kanuna konulan bu maddeyle, neredeyse bir yıl sonra hukuki bir zemin kazanıyor!

Bu bilgi ışığında bakalım yargın ne diyecek;

Akşener'in, YSK'nın hukuki dayanağı bulunmayan ve mevzuata aykırı olarak aldığı kararla ilgili söyledikleri "tespit" mi?

 Yoksa "hakaret" mi?

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58