Allah vere de, Murat Eren suçlu olsa!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli olduğu dönemde uğradığı kumpas dolayısıyla, hayatının son 13 yılını cezaevleri ve mahkeme salonları arasında geçirmek durumunda kalan Pilot Yüzbaşı Murat Eren'in, Ankara 1'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davasını izledim dün. Daha doğrusu izlemeye gittim fakat mahkeme başkanının "kamu güvenliği"ni öne sürerek duruşmayı "kapalı" yapması dolayısıyla ancak adliye koridoruna yansıyanlara şahitlik edebildim.

Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim;

Kim ya Murat Eren; çağımızın Daniel Ellsberg'i mi? Klaus Fuchs'u mu? Julius Rosenberg'i mi? Dusko Popov'u mu? Mijail Koltsov'u mu? Markus Wolf'u mu? Ne yapmış olabilir "devlet"e yahut kendini "devlet" zanneden birilerine? Bilerek veya bilmeyerek hangi nasıra basmış olabilir ki, acısı 13 yılda geç(e)memiş hâlâ?

***

Siyasi literatürümüze, dönemin Başbakan Yardımcısı tarafından kazandırılan "milli orduya kumpas"ın ilk hedefi, kumpasa uğrayan ilk "asker" oydu; kumpasla açılan soruşturmalar, görülen davalar, verilen hükümler domino taşı gibi birbirinin üzerine devrilerek çöktükten sonra bile, anlaşılmaz biçimde ısrarla cezaevinde tutulan da o oldu!

Şimdi bizatihi "devlet"in "terör örgütü" olarak tanıdığı yapı tarafından "örgüt üyeliği"yle suçlandı… 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı'na suikast girişiminde bulunan yapı tarafından "Recep Tayyip Erdoğan'a suikast"la suçlandı… "Kozmik Oda"ya giren ve "devlet sırları"nı ifşa eden yapı tarafından "devletin güvenliğine ve siyasal yararına ilişkin belgeleri açıklamak"la suçlandı… Seç, beğen, al; suçlandı da suçlandı!

Tutuklandı, serbest bırakıldı… Tutuklandı, serbest bırakıldı… Yine tutuklandı, yine serbest bırakıldı… Bu kısırdöngü sırasında 4 yıl cezaevinde kaldı.

15 Temmuz'dan sonra infazı durduruldu; yeniden yargılanacaktı. Tam üç yıl boyunca "duruşma günü" alınamadı; artık ayan beyan ortadaydı, "birileri" Eren'in hayatından ne çalabilirse çalmaya kararlıydı!

Hepsine rağmen…

Eren, ceketini giydi, kravatını, Atatürk rozetini taktı ve gülümseyerek, en "iyi hal(!)"iyle girdi dün Ankara Adliyesi'nden içeri.

Dakika bir, gol bir:

Duruşma sırası geldi. Mübaşir elini kaldırdı ve Eren'e beraat verileceğinden emin halde, onun -geç gelen adalete ne kadar sevinilirse o kadar- sevincini paylaşmak için hazır bekleyenleri "İçeri giremezsiniz" diye engelledi:

- Başkan, kapalı yapma kararı verdi.

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer bir hamle yapmayı denedi:

"Milletin vekiline de mi kapalı?" dedi.

Evet, milletin vekili de giremezdi!

Eren'i beklerken ayaküstü sohbet ettiğimiz Çakırözer tepkiliydi:

- Bu davanın bu kadar zamandır neticelenmemesi, kumpas olduğu bilinmesine rağmen, Eren'in hâlâ adalet arıyor olması akıl alır gibi değil…

***

Murat Eren ile avukatının, salona girmesiyle çıkması bir oldu:

- 25 Aralık'a ertelendi.

Sonrası malum; koridora önce daha kısık, sonra gürül gürül bir uğultu doldu.

***

"Murat Eren'e ceza veren hakimlerin akıbetini sormak"mış mahkemenin "erteleme kararı"nın sebebi. Dava dosyasında bulunan Milli Savunma Bakanlığı Komisyon Raporu'nda ayan beyan yazıyordu "o hakimlerin akıbeti" halbuki; "FETÖ yapılanmasında yer aldıkları" gerekçesiyle meslekten ihraç edilmişlerdi! Üstelik, Eren'i cezalandırdıkları Atabeyler Davası da, ihraç gerekçelerinin deliliydi!

Ve…

Mahkeme başkanının duruşma bittikten sonra söylediği iddia edilen, Türk adalet tarihine gururla kaydedilmeyeceği açık o sözleri:

- Seni zaten TSK'ya almazlar, niye uğraşıyorsun ki!

TSK, ne zamandır kendisine bıraktı acaba, o şerefli üniformayı kime emanet edip, edemeyeceğinin takdirini!

Bu sözler, ihsası rey değil mi?

Sadece davaya konu suç isnadıyla ilgili olarak değil, Murat Eren'in bundan sonraki hayat-kariyer planlamasıyla ilgili de kararını vermiş ve bildirmiş görünen bir hakim, artık ağzıyla kuş tutsa bile "tarafsız" varsayılabilir mi?

***

Murat Eren'in yargılanmasının artık sistematik olduğundan şüphe duyulacak şekilde ısrarla uzatılması…

Bir yandan, TSK'da, hali hazırda "FETÖ" iddiasıyla soruşturma geçiren veya adli kontrol şartıyla serbest olan onlarca pilot bulunduğu, F16'larımız dahil savaş uçaklarımızın hâlâ bu pilotlara emanet olduğu iddia edilirken, diğer yandan Eren'in bir türlü üniformasına kavuşamaması, kavuşturulmaması…

Son olarak, 13 yıldır "açık" devam etmiş yargılamanın ortada gizlilik arz edecek hiçbir yeni durum, bilgi, belge olmamasına rağmen "kapalı" hale getirilmesi…

Başa döneyim;

Kim ya bu Murat Eren! Ne yaptı size?

200-300 sanıklı kumpas davalarının içinden bile, jet hızla, tereyağından kıl çeker gibi çıkan yargı, tek mağdurun Eren kaldığı kumpası mı çökertemiyor; inanalım mı!

Gelinen aşamada, ben artık Murat Eren'le ilgili "inşallah suçludur" diyebiliyorum sadece! İnşallah yazının başında sıraladıklarım kalibresinde bir casustur sahiden de!

Aksi halde…

Dün, damlamasın diye gözüne hapsetmeye çalıştığı yaşlarını gördüm ben Murat Eren'in… Bir kere daha kanırtılan yaralarını gördüm…

Hakkındaki  bütün iddialar hukuken çürütülmüş haldeki bir insanın hayatından, değil yıl, ay, bir "an" daha çalmanın, onu hayatına bir "an" geciktirmenin vebalini kim, nasıl ödeyebilir tahayyül edemiyorum.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58