Bir de salâ meselesi var

A+A-
Arslan TEKİN

Ezanın yüksek sesle okunması meselesine Diyanet el attı. Sözlerinde dururlarsa, ezan belli ayarda okunacak. Ayrıca, ara sokaklardaki mescitlerde okunmayacak. Dün yazdık.

Bir de "salâ" (salât) okunması meselesi var.

Peygamber Efendimize salâtüselâm getirmek başka, salâ okumak daha başka. Zannedilir ki, salâ okumak dinin gereği. Yok öyle bir şey. İlkin 1300'de Memlûklü Türkleri salâ okumayı başlatmışlardır. (Kimi kaynaklarda 1171'de Salâhaddin Eyyübî, Şiî Fatimî yönetiminden Mısır'ı aldıktan sonra okutmuştur. Osmanlı'da, padişaha isyana kalkışanlara karşı salâ okutulduğu bilinir.) Sonra gelenek sürüp gitmiştir.

Bizde cuma namazını, cenaze namazını hatırlatmak için okunurdu. 15 Temmuz'dan sonra, perşembe akşamı yatsı ezanından önce de okunmaya başlandı. Kim bilir kimler, kulak kabartmayınca, yatsı okunuyor diyerek namaza durmuştur.

Abartıdan kaçınalım; her işi tadında bırakalım.

Sebahattin Kuruçelik, ezan meselesi için "Çok muzdarip olduğum bir konuyu dile getirdiniz." dedikten sonra "salâ" meselesini hatırlattı:

"Kaleminize, yüreğinize sağlık.

Umarım tez zamanda uygulanır.

Ben aynı şekilde salâ verilmesi konusunu da yazmanızı istirham ediyorum.

Malûmunuz salâ cumaları ve cenazeleri duyurmak için veriliyor.

15 Temmuz darbe teşebbüsünde başlamak üzere günde birkaç kez ve yaklaşık iki, üç ay boyunca salâ verildi.

Takdir edersiniz ki salâ verilmesi insanı biraz hüzne gark ediyor.

Bunun aylarca ve günde birkaç kere olmasının insanda bıraktığı derin etkiyi bilmem anlar mısınız?

Bundan birkaç yıl evvel cuma salâ'sı Cuma günü namaz öncesi verilirdi. Şimdi de öyle. Ama bir fazla ile. Perşembe akşamları yatsı namazı öncesi de salâ veriliyor. Ve tam bir (tabirimi maruz görün) curcuna şeklinde.

Bunun adına gürültü kirliliği de diyebilirsiniz. / Lütfen bu konuyu da dillendirin."

***

Halil Açıkgöz'ü kaybettik. Ankara'da DTCF'yi bitirip İstanbul'a Edebiyat Fakültesi'ne geldiğimde ilk tanıdığım isimlerdendi. Mekteptaşım Prof. Dr. Namık Açıkgöz'ün abisi. Namık, daha öğrenciydi. İstanbul'a gideceğimi biliyordu Abisinin de Edebiyat'ta olduğunu söyledi.

Halil'i en iyi tanıyan, arkadaşımız ünlü şair ve yazar A. Yağmur Tunalı'dır. DTCF Kantin Grubu'da Halil'in üfûlü üzerine hissî bir yazı kale aldı: 

"Bilenler bilir ki Halil Açıkgöz, Türkolojinin emsalsiz bir ismiydi. / Türkiye'nin bir daha zor yetişir değeriydi. / Merakına sınır yoktu. / Yeni edebiyattan dile ve eski edebiyata, oradan sözlükçülüğe girmişti...

Unvanlı bir âlim değildi. / İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden Türkçe okutmanlığından emekli olmuştu. / Fakat, ünvanlı hocalar ilmine saygı duyardı...

Ayverdilere yakınlık büyük talihidir.

Öğrencilik yıllarında 8 yıl Cemil Meriç'in asistanlığını etmesi büyük talihidir.

Ziyaı memleketin bağrına ateş düşürecek yiğitlerdendir."

Halil Açıkgöz'ün birçok eseri var. Cemil Meriç'le uzun sohbetini kitaplaştırdı: Cemil Meriç İle Sohbetler (1993). Peyami Safa'nın hikâyelerini, Safiye Erol'un hikâyelerini, romanları, makalelerini yayına hazırladı.

Allah rahmet eylesin.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58