Dışarıdaki herkesi her şeyi özledim

A+A-
Murat AĞIREL

Bugün, benzer gerekçelerle hakkında dava açılan ve halen cezaevinde bulunan gazeteci Hülya Kılınç ile yaptığım röportajı sizlerle paylaşıyorum:

M. Ağırel: Ülkemiz sıkıntılı bir süreçten geçerken bizler de sadece gazetecilik yaptığımız için kendimizi bir anda cezaevinde bulduk. Neden içeride olduğumuzu biliyoruz elbette, ben daha çok cezaevinde yaşadığımız sürece değinmek istiyorum. Cezaevine ilk kez geliyorsun sanırım, ilk günlerini anlatır mısın?

 H. Kılınç: Birkaç yıl önce cezaevi ve sığınma evinde yaşayan kadınlarla röportaj yapmak istemiş, bürokratik nedenlerden dolayı gerçekleştirememiştim. İşe bak ki bugün ben bu röportajı veriyorum. Senin de belirttiğin gibi neden içeride olduğumuzu biliyoruz, cezaevindeki yaşamı anlatmak isterim ben de. İnsan güçlü bir canlı... Yaşadığı ortama, şartlar ne kadar zor olsa da bir süre sonra uyum sağlıyor. Ben de uyum sağladım sanırım. Dört ayı geride bıraktık bile. Tutuklandığım ilk günü anlatayım istersen. Biliyorsun Manisa'da yaşıyorum ve gazetecilik yapıyorum. MİT şehidinin cenazesiyle ilgili hazırladığım haber 3 Mart tarihinde yayınlandı. 4 Mart sabaha karşı Barış Terkoğlu gözaltına alınıyor. Saat 05.00 gibi beni Barış Pehlivan aradı, benimle ilgili gözaltı olup olmadığını sordu. Saat 09.00 gibi evimde gözaltına alındım. Manisa Emniyet Müdürlüğü'nde saat 16.00'ya kadar tutuldum. Daha sonra İstanbul'dan İzmir'e gelen emniyet personeline teslim edildim. İstanbul'a gelir gelmez saat 23.00'te savcıya ifade verdim. Ardından Barış Terkoğlu ile birlikte çıktığımız mahkemede ikimiz de tutuklandık. İlk kez mahkemede bir süre konuşma fırsatımız oldu. Bana kısaca cezaevi kurallarını, işleyişi anlattı. Bu sürecin biteceğini belirtip moralimi yüksek tutmam tavsiyesinde bulundu. Cezaevinde ilk günler bana oldukça yardımcı oldu bu öneriler.

Ağırel: Cezaevindeki ilk günlerinden bahsedebilir misin?

Kılınç: Tutuklanmamın ardından önce Bakırköy Cezaevi'ne götürdüler. Saat 05.00 civarıydı sanırım. Bir dizi işlemden sonra geçici bir koğuşa aldılar. Sabah saat 08.30 gibi de Silivri Kapalı Cezaevi'ne nakil oldum. Hayatımda ilk kez kollarıma kelepçe takılmıştı. Gözaltı, tutuklama cezaevi süreci derken 24 saatte hayatımda her şey değişmişti.

Ağırel: Sadece bizim değil tüm dünyada yaşam değişti aslında. Koronavirüs herkesi tutsak etti bir bakıma. Cezaevindekiler için şartlar daha da ağırlaştı. Açık görüşler kaldırıldı mesela. Sen ailenle görüşebildin mi bu süreçte?

Kılınç: 5 Mart tarihinde tutuklandım. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla açık görüş vardı. Ailemle o gün görüşme şansım oldu. Sanırım 11 Mart tarihinde açık görüşler kaldırıldı.

Ağırel: İnsanlar korona günlerinde yaşamın ne kadar zorlaştığından bahsediyorlar, özellikle uygulanan yasaklardan dolayı cezaevinde ne kadar zorlaştı yaşam sence?

Kılınç: Burası yüksek güvenlikli bir cezaevi. Ben normal süreci ancak birkaç gün yaşayabildim. Avukat ve aile görüşe çıkarken ve koğuşa dönerken üç kez üst araması yapılıyordu. Açık görüş kaldırıldığı için bu aramalar salgın nedeniyle yapılmıyor. Mektuplarımız uzun süre bekletiliyor. Gazeteler ve avukatlarımızın bıraktığı evraklar bir gün sonra teslim ediliyor. Cezaevi personeli 15 günde bir değişiyor. Yeni gelen ekip göreve başlamadan 14 gün karantinada bekliyor.

Ağırel: Yaklaşık dört buçuk aydır sen de tecrit altındasın. Tek başına nasıl geçiyor günlerin, zorlanıyor musun?

Kılınç: Sanırım cezaevinde en zoru yalnız olmak. Gazete, kitap okuyor, televizyon izliyorsun ama sohbet edecek kimse yok. Yalnızlık bir süre sonra zorluyor insanı ama dediğim gibi insan bir süre sonra alışmaya başlıyor yalnızlığa.

Ağırel: 24 Haziran'daki mahkemede tahliye çıkmayınca neler hissettin?

Kılınç: Tahliye olamayınca elbet üzüldüm, ancak siyasi bir dava bu, bir süreç gerekiyor ve o süreci sağlıklı bir şekilde atlatacağım.

Ağırel: Cezaevinde en çok ihtiyaç duyduğumuz moral ve dışarıdaki sevdiklerimizden dostlarımızdan iyi haberler almak. Sen ne düşünüyorsun bu şartlarda?

Kılınç: Zorlu bir süreç, hem cezaevinde yaşayan herkes aynı sıkıntıları yaşamıyor mu sanki. Hatta bu koşullarda açlık grevinde, ölüm orucunda olan insanlar var. Bu durumda benim şikâyet etmem sanırım ayıp olur. Bu süreçte bana en büyük morali avukatlarım verdi. Ergenekon davalarında yargılanan iki kurmay albay, şimdi avukatlık yapıyorlar. Av. Fuat Selvi ve Av. Ziya İlker Göktaş'tan söz ediyorum. Onlar benim dışarıyla olan bağımı ve nefes almamı sağlayarak, cezaevi deneyimlerinden ve önerilerden yararlandığım ve daha güçlü olmamı sağlayan avukatlarım.

Ağırel: Peki son olarak neleri özledin, çıkınca neler yapmak istiyorsun?

Kılınç: Dışarıdaki herkesi her şeyi özledim. Ailemi, oğlumu, dostlarımı, ağacı, kuşu, yaşadığım kenti. Yaşadığım kentin sokakları, parkları, caddelerinde kalabalığa karışmayı... Herkese her şeye daha bir sıkı sarılmayı… Ve gazeteciliğe kaldığım yerden başlamayı… Gazeteci eğilip, dökülmemeli, yandaşlaşmamalı. Gerçeği ve doğruyu kılavuz almalı. Bu nedenle kaldığım yerden başlamak en büyük beklentim ve hayalim...

  • Yorumlar 8
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58