Diyanet ve korona

A+A-
Ahmet SEVGİ

Korona ile mücadelede Diyanet İşleri Başkanlığı, üzerine düşen görevi yaptı mı yahut ne ölçüde yaptı? Bugün herkesin merak ettiği bu sorunun cevabı üzerinde kısaca duralım istiyorum.

Korona ile mücadelede ciddî tedbirlerin alındığı 16 Mart 2020 öncesinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, aşağıdaki açıklamayı yapmış ve bunun üzerine Cuma ve vakit namazlarının camide cemaatle kılınmasına ara verilmişti:

      "Cami ve mescitlerde namazların cemaatle kılınmaya devam edilmesi halinde virüsün yayılma riski artabilir. Bu amaçla İslam dini insan hayatını tehlikeye atacak uygulamalara cevaz vermez. Yayılma tehlikesi ortadan kalkıncaya kadar Cuma namazı başta olmak üzere cemaatle namaza ara verilmesi gerekli hale gelmiştir."

Haziran ayına kadar devam eden bu kısıtlama Haziran'dan itibaren kaldırıldı. Yani camilerde cuma ve vakit namazları yeniden cemaatle kılınmaya başlandı. Oysa virüsün yayılma riski artabilir endişesiyle ara verilmişti Cuma ve vakit namazlarının camide cemaatle kılınmasına. Virüsün yayılması o günlere oranla kat-be-kat arttığı halde 4-5 ay boyunca Diyanet'ten hiçbir ses çıkmadı. Nihayet geçtiğimiz Cuma günü Din İşleri Yüksek Kurulu aşağıdaki açıklamayı yapma ihtiyacı duydu… Önce bu açıklamayı verelim sonra üzerinde konuşuruz…

DİYANET'İN AÇIKLAMASI:

"Salgın tedbirleri ve elverişsiz hava şartlarının bir araya gelmesi ve son zamanlarda vaka sayılarındaki artış sebebiyle aşağıdaki açıklamaya gerek görülmüştür:

İslam dini hayat ile sağlığın korunması ve bunlara zarar verecek şeylerin giderilmesi yönünde son derece açık hükümler getirmiştir. Müslümanlar, bu hükümlerin gereklerini yerine getirmekle ve ilgili tedbirleri almakla yükümlüdür. Özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı gereken tedbirlerin alınması dinimizin bir gereğidir.

Ayrıca hastalıkların bazı ibadetlerle yükümlü olmayı kaldıran bir mazeret olduğu bilinen bir hükümdür. Bu bağlamda, Cuma namazıyla yükümlü olmanın şartlarından birisi de, cemaate katılmaya mani bir mazeretin bulunmamasıdır. Zira meşru bir mazeretin varlığı, Cuma namazının farziyetini düşürmektedir. Hastalık, şiddetli yağış, aşırı sıcak ve soğuk gibi elverişsiz hava şartları yanında salgın hastalık da kişiye cumanın farz olmasını düşüren bu tür mazeretler kapsamındadır.

Tüm dünyayı etkileyen Kovid-19 salgını ile ilgili tedbirler, kış mevsiminin getirdiği elverişsiz hava şartlarıyla birleştiğinde, cemaatin bir kısmının camide yer bulamaması ve Cuma namazını kılamamasına yol açabilmektedir. Camide mesafe şartını sağlayacak şekilde yer bulamayanların, hem kendilerini hem de cemaati tehlikeye atacak şekilde içeriye girmeleri doğru değildir. Bu şekilde Cuma namazını kılamayan kişilere, diğer meşru mazeretlerde olduğu gibi, öğle namazını kılmak farz olmaktadır. Dolayısıyla bu durumdaki kişiler imkân buldukları bir yerde öğle namazını kılmakla yükümlüdürler. Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde sabit olduğu bilinen ve günümüze kadar ittifakla uygulanan hüküm böyledir.

Burada bir kez daha ve önemle ifade edelim ki, bulaşıcı salgın hastalığa yakalananların ve temaslı olanların cemaate katılmamaları ve karantina şartlarına riayet etmeleri dinen zorunludur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Din İşleri Yüksek Kurulu'nu eleştirmek elbette bizi aşar. Lakin doğru bildiğimizi söylemezsek samimiyetimize gölge düşer.

Öncelikle belirtelim ki bu metin, yasak savma kabilinden yapılmış bir açıklama intibaı uyandırdı bizde. Şöyle ki:

1- Halk cumaya gitsin mi gitmesin mi? Bunun net cevabı yok. Cuma namazını kılmak için camiye gelen birisinin mesafe şartını sağlayacak yer yok diye geri evine dönmeyeceğini Din İşleri Yüksek Kurulu bizden daha iyi bilir.

2- Camide cemaatle kılınan vakit namazları niye gündeme alınmadı? Vakit namazlarında mesafe şartına uyulduğunun garantisi var mı? Günde beş vakit korona tehdidi altında görev yapan binlerce imam ve müezzinin hakkı ne olacak?

3- Virüs tehlikesi yüzünden Cuma namazının kılınmayabileceği anlatılırken hiçbir müşahhas delil zikredilmemesi bir eksiklik değil midir? Bakara sûresinin 195. âyetinde geçen "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" emrinden bahsedilemez miydi? O âyetin bağlamı başka diyebilirsiniz. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı'nca yayınlanan "Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir" adlı eserde (Bkz. C. 1, s. 196) bu âyet için "… nüzûl sebebinin belirli olması âyetin hükmünü o sebeple sınırlamayı gerektirmez."  denilmektedir.

Bu meselelerin tartışma zemini gazete sayfaları olmadığını biliyorum. Demek istediğim şu:

Haziran öncesinde virüsün yayılma tehlikesi bugüne nazaran çok daha azken vakit ve Cuma namazlarının camide cemaatle kılınmasına ara verilmişti. Günümüzde bu tehlike çok daha fazla artmışken özellikle vakit namazlarının camilerde cemaatle kılınmasına devam edilmesi bir tezat değil midir? Kanaatimizce ya o günkü karar yanlış ya da bugünkü uygulama… Haksız mıyım?

ACZİMİN GİRYESİ:

DOĞRUYU SÖYLEMEK

Doğruları söyleyecek gücü yoksa kişinin,

Ülkeye ne faydası olur acaba işinin.

                                        (Li-müellifihî)

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58