Elazığ depreminden anladığım…

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Deprem, Elazığ'da;

- Yani, İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)'nın (1 Ocak 2019'da) güncellediği son "Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası"na göre de/ "resmi olarak" da, Kuzey Anadolu, Güney Batı Trakya, İç ve Kıyı Ege ile birlikte en büyük ve yakın tehlike merkezlerinden biri olan Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde,

- Yani, "bilim" adamlarının, derin uykusundan uyanmasının an meselesi olduğunu bildirdiği, "bilinen" bir konumda,

- Yani, deprem olması olası ve hatta "beklenen" bir merkezde,

- Yani, binaların yapı tekniği ve inşaat yönetmeliğine uygun yapılıp yapılmadığının çoktan denetlenmiş, "uygunsuzluğu" tespit edilen yapıların, derecesine göre çoktan yıkılmış yahut güçlendirilmiş, sorunsuz görünen binaların dahi dayanıklılıklarının arttırılmış olması gereken şehirlerden birinde,

- Yani, sadece yetkililerin değil vatandaşların da kendi sorumluluklarının bilince olduğu, bilincinde olmak zorunda olduğunu çoktan öğrenmiş olması gereken, en azından deprem anında ilk yapılması gerekenin  balkon yahut merdivenlere koşmak olmadığını, deprem çantasının "fantazi" olmadığını kavramış olması umulan bir "potansiyel afet noktası"nda oldu.

***

Onlarca insan öldü.

Yaralılar var…

Enkaz…

Yaşamayan kimsenin tarif edemeyeceği, yaşayan hiçkimsenin ömrünün geri kalanında aklından çıkarıp, hafızasından silemeyeceği travmatik bir acı…

Benzersiz bir yokluk, yoksunluk; dün var olan evin yok, belki eşin-dostun yok, anan-baban yok, evladın yok, konu-komşun yok, yatağın yok, yorganın, akşamları bacaklarını uzatıp yorgunluk attığın kanepen, bayram sofraları kurduğun masan, tenceren, tavan, ayakkabın, palton, cüzdanın paran-pulun, kimliğin yok… Dünün yok; bir tek kare fotoğrafın, sanki o ana kadar hiç olmamışsın gibi… Öyle dımdızlak kalmışsın ortada; o güne kadar yaptığın onca plan, proje, kurduğun hayaller, hedeflerin, o uğurdaki gayretin tuz buz; "yarın"ına dair bir fikrin yok…

***

Her biri haber değeri yüksek hikayeler içeriyor olabilir… Her birinin insani kıymeti ölçülemez olabilir… Her biri "Elazığ depreminin unutulmazları" olarak tarihe geçebilir… Ancak, bu maddi-manevi bilançodan çıkarmamız gereken  temel sonuç, yüzleşmemiz gereken esas durum;

- Enkaz altında kalan kadını "taşı-toprağı tırnaklarıyla kazıyarak kurtaran" Suriyeli genç üzerinden, "Suriyeliler"in öcü olmadığı değildir…

- Evet her biri "kahramanca" işler yapmışlardır ama… Günün sonunda "hakkıyla/layığıyla görevini yapan" bir arama-kurtarma görevlisi üzerinden, ne kadar da soğukkanlı, ne kadar da kriz yönetimi kabiliyeti olan, ne kadar da kime hangi dilde hitap edeceğini bilen, ne kadar da "kahraman" arama-kurtarma görevlilerimiz olduğu değildir…

- Muhalefetin ne kadar da duyarlı olduğu değildir…

"Tek millet" olduğumuz ülkelerin "gardaşlığın" gereğini yerine getirirkenki hız, hassasiyet ve samimiyetleri değildir…

- Kendi halimize bırakıldığımızda aslında birbiriyle ne kadar barışık, birbirine sıkı sıkı tutunmaya ne kadar meyilli bir toplum olduğumuz gerçeği değildir…

İkinci derece riskli deprem bölgesinde bulunan Elazığ'ın, sanki beşinci derece riskli deprem bölgesiymiş, ne bileyim sanki bir Karaman'mış gibi, bir Niğde'ymiş gibi yönetildiğini kanıtlayan bu tablodan çıkarmamız gereken sonuç;

Sadece son 25-30 yılda, Dinar'daki gibi, Gölcük'teki gibi, Düzce'deki gibi, Van'daki gibi "ibretlik" tecrübeleri yaşamış bir ülkenin depremi hâla ve hiçbir şekilde ciddiye almadığıdır!

***

Şair diyor ya "büyümez ölü çocuklar"; o hesap biraz da…

Kendilerini millete vakfettiklerini ileri süren, o yolları, tünelleri, sarayları, kanalları her şeyi ama her şeyi son tahlilde "milletinin refahı" için yaptığını savunan yetkili, etkili kim varsa, ne kadar makam-mevki sahibi varsa tez vakitte şunu sokmak zorundalar kafalarına:

İstediği kadar konforlu olsun duble yollarınızda seyahat edemez ölüler; tünellerden, tüp geçitlerden, kanallardan geçemezler… Havalimanlarınızı kullanamazlar… Hızlı trenlerinize binemezler… Millet bahçelerinizde yürüyüşe gidemezler… Kütüphanelerinizde bedava çay içip, kek yiyemezler…

Fani dünyaya yüklediğiniz anlam çerçevesinde bunların bir karşılığı yoksa şöyle izah edeyim özetle:

Ölüler oy veremezler (verdirmeye kalkan oldu ama çok özenilesi olmasa gerek akıbeti)…

Bütçe suyunu çekince ek vergi ödeyemezler…

Milyonlarcası bi olup, topu topu birkaç ailenin ali menfaatlerine hizmet edemezler, alınteri dökemezler, kendilerini kula kullaştıramaz, köleleştirmezler!

 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları