Kerkük'ü hatırlamakta bu kadar gecikmeseydik keşke…

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Türkiye Cumhuriyeti'nin, işgal altındaki bir Türk/Türkmen şehrinde al bayrağı da, gök bayrağı da; ay yıldızı dalgalandırdığı her adımı, sadece gurur, huzur, mutluluk kaynağıdır kendini "Türk" hisseden herkese. Kerkük'te, ucu açık da olsa -bir gün- Başkonsolosluk açacağımız duyurulduğunda içimde kelebekler uçuşmadı, gülmekle ağlamak birbirine karışıp da genzimi sızlatmadı, içim hop hop hoplamadı dersem yalan olur.

Ama…

Askerimizi hainlerin karşısına dikmek için neden önce "bütün ordularımızın dağıtılmasını" beklediğimizi, Doğu Akdeniz'de inisiyatif almak için neden önce Doğu Akdeniz'in küresel şirketlere parsel parsel pazarlanmasını, Avrasya eksenini ciddiye almak için neden önce bunun farkında olan, gereğini yapacak donanıma sahip kadroların tasfiye edilmesini beklediğimizi anlayamadığım gibi, bu doğru, gerekli, stratejik hamle için de neden Kerkük'teki neredeyse bütün Türk izlerinin silinmesini, Kerkük'ün Kürtleştirilmesini beklediğimizi anlayabilmiş değilim!

***

Zararın neresinden dönersek kardır tabii de, Kerkük'e açılacağı iddia olunan Başkonsolosluğumuzu;

- ABD işgalini takiben, Kerkük'teki tapu ve nüfus kayıtları yakılıp, yok edilmeden önce,

- "Değişen dünya şartlarında ülkelerin kırmızı çizgileri olmaz" deyip, "Kerkük'teki bütün etnik gruplara eşit mesafede olduğumuzu" açıklayarak Türkmen katillerini cesaretlendirmeden önce,

- Irak Türkmen Cephesi'nin basılmasını "Kerkük'ün kurtuluşu" diye kutlayan Barzani'ye,  peşmergenin maaşlarını ödesin diye 2 milyar dolar kredi vermeden ve "Türkiye, seninle gurur duyuyor" nidalarıyla ağırlamadan önce,

-  "Ankara Kerkük'ü gündeme getirirse, Diyarbakır defteri açılır" tehditleri savuran, "Kerkük, Kürtlerin kucağına dönene kadar mücadeleye devam edeceklerini" ilan eden Talabani, Irak'ın ABD kuklası Cumhurbaşkanı olabilsin diye çırpınmadan önce,

- Kerkük'ü "Türkmenlerin DE" yaşadığı bir şehir kabul edip, Türk kimliğini inkar etmeden, şecaat arz ederken sirkatin söyleyen merd-i kıpti gibi "O topraklar sadece Kürtlere ait değil. Türkmen'i de var, Arap'ı da var" diyerek aslında Kerkük'ün "Kürtlere DE" ait olduğuna rıza göstermeden önce,

- Kerkük, Türkmen düşmanı Kürt valinin insafına terk edilmeden önce,

- Kerkük, Barzani'nin "mahalli anayasası"nda "Kürdistan Bölgesi'nin Başkenti" olarak damgalanmadan önce,

Açmış olsaydık da önce Saddam, sonra ABD, ardından PKK ve Barzani, en sonunda da IŞİD terörüne maruz kalan Türkmenler bunca yıldır kendilerini bu kadar yalnız hissetmeseydiler daha iyi olmaz mıydı?

Hiçbir şey yapamıyorsak, göçe zorlandıklarında, itilip, kakıldıklarında en azından bir sığınak, dayanak olabilirdik soydaşlarımıza.

Haksız mıyım?

Not: Umarım geçen yıl verdikleri "Kerkük Başkonsolosluğu" müjdesi gibi lafta kalmaz bu yıl verdikleri "Kerkük Başkonsolosluğu" müjdesi!

 

SORU-YORUM

Türkiye şartlarından da, Metin İyidil'in şahsından da tamamen bağımsız olarak, evrensel ilkeler uyarınca soruyorum:

Bu nasıl hukuk? Bu nasıl bir hukuk anlayışı ki, bir mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet hükmü verdiği biri için, diğer mahkeme beraat verebiliyor? Bu hakimler, savcılar aynı hukuk fakültelerini bitmediler mi? Aynı hocalar tarafından, aynı yasa kitaplarıyla eğitilmediler mi? Aynı sınavları geçmediler mi? "Kanaat" farkı elbette olabilir de, aynı kişi hakkında verilen iki karar arasında böyle derin uçurum olabilir mi? Kabul edilebilir mi?

Velev ki heyetlerden biri adaletin değil de başka kişi/kurum/odakların hizmetinde; e o zaman da sormak hakkımız değil mi?

Bu boyutta bir skandala yol açabilecek kadar hakimlerse sisteme, yargıdan kimleri tasfiye ettiniz üç yıl boyunca FETÖ'cü diye?

 

Türkmen şehitler anısına…

Türkmen Kardeşlik Ocağı Başkanı Albay Abdullah Abdurrahman, Türkmen lider Doç. Dr. Necdet Koçak, Dr. Rıza Demirci ve Adil Şerif'in, Irak'ta, "Türk oldukları ve öz memleketlerinde 'herkes gibi' haklarına sahip olmak istedikleri için" idam edilişlerinin 40. yılıydı dün. Irak ve Türkiye'de, adlarını ve değerlerini bilenlerce anıldılar.

Türk Ocakları da bu vesileyle bir panel düzenleyecek yarın Ankara'da; geçmişin tecrübesiyle "Irak'ın Geleceğinde Türkmenler" konuşulacak bu defa.

Tam da, Türkmenlerin memuriyet atamalarında uğradıkları haksızlığı protesto etmek üzere Kerkük sokaklarında olduğu günlere denk gelen ve Prof. Dr. Mehmet Öz tarafından yönetilecek etkinliğin konuşmacıları: Prof.Dr. Suphi Saatçi, Prof.Dr. Mehmet Akif Okur, Prof.Dr. Kürşad Zorlu.

Tarih: 18 Ocak 2020, Cumartesi

Saat: 14.00

Yer: Milli Kütüphane, Balgat, Ankara

 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları