Konu sensin

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yandaş yahut yanlı olanları tenzih ederim, iktidar medyasında öyle tipler türedi ki yaptıklarına "yandaşlık" demek yandaşlara hakaret, "yağcılık" demek yağdanlıklara hakaret… Bunlar "ağacın kurdu" gibi; taraf olmaktan ziyade tarafında göründükleri kişi, kurum yahut erki de zora sokacak şekilde, içten içe yürüttükleri "operasyon"larla kâh birinin itibarına karşı tetik düşürürken, kâh bir dönem "FETÖ"nün medya karargâhlarında olduğu gibi imalarla aba altından sopa gösterirken -mertçe meydan okuyabilecek cesaret yoktur çünkü tıynetlerinde- çıkıyorlar karşımıza…
Önceki gece, "devletin televizyonu"nda süzüm süzüm süzülüyordu yine bir tanesi; sözüm ona, Millet İttifakı'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın terör örgütleriyle al takke ver külah olduğuna dair algı yaratacak; 'bıdı bıdı bıdı örgütü de sizi destekledi, bıdı bıdı bıdıcılar da destek açıklaması yaptı ne diyorsunuz'?
Muhatabı, savunmaya çekilmek yerine kontraya çıkıp da "Bir terör örgütü, misal FETÖ sizinle ilgili bir açıklama yapsa siz ne dersiniz?" Deyince de "piyuvvvv" hemen sütre gerisine; "Konu ben değilim."
Yanlış.
Konu, tam olarak sensin!
Konu, terör örgütü liderliğiyle suçlanan sızıntıcı efendinin huzurunda el pençe duran sen değilmişsin gibi utanmadan böyle sorular sorabilmen, insanları böyle yaftayabilmen, bu zemini bulabilmen.
Konu, pişkinliği koruması altına alan düzen.
Konu, değil Pensilvanya'ya gidip huzurda hatıra pozu vermek, ömrü hayatında bir an bile devletine, milletine "paralel" pozisyon almamış nice gazeteci, hiç olmadığı bir şeyi hiç olmadığını(!) ispata mahkum edilirken, sana kimin ve neden dokunulmazlık bahşettiği!
Konu, önüne geleni "FETÖ'cü" ilan etmeye en hevesli, en meraklı siyasi parti liderlerinin bile mevzu bahis sen olduğunda yelkenleri suya indirip, karşında boncuk gibi dizilmesi.
Konu, "FETÖ'yle mücadele" adı altında, vaktiyle bu yapılanmanın "gönül elçisi(!)" gibi çalışanlara, hayatında bu yapıya yüz vermemiş kişi ve kurumları linç hak ve yetkisi tanınarak aklımızla alay edilmesi!

Fail: Allah!

Tövbe; ben demiyorum. Trabzon'un yaşadığı son afetin, devlet katında birinci derecede ilgilisi/yetkilisi dolayısıyla da "sorumlu" sayılması gereken kişisi söylüyor.
"En nihayetinde bu işler Allah'ın işi"ymiş; "nerede ne olacağını da bilemiyor"muşsunuz! "Gerekli uyarılar da yapılmış" ayrıca…
Meteoroloji niye var; nerede, ne olacağını nasıl bilemiyorsunuz?
Madem bilemiyor musunuz; yaptığınızı söylediğiniz uyarıları neye göre yaptınız? Hâşâ vahiy mi geldi?
Nasıl uyarılar yaptınız mesela? Vatandaşa;
"Şu, şu bölgelerde oturuyorsanız, evlerinizi boşaltın" dediniz mi?
Nispeten güvenli yerlerde oturanlara "Sokağa çıkmayın" dediniz mi?
İşyerlerinden, araçlarını park edecekleri yerlere kadar yönlendirmede bulundunuz mu?
Diyelim ki yaptınız. Diyelim ki, siz üzerinize düşen her şeyi eksiksiz yaptınız, her türlü tedbiri aldınız ama Allah'ın takdiri… Öyle bile olsa bu lafı etmek zorunda mısınız?

Acı bu kadar tazeyken daha arama-kurtarma çalışmaları devam ederken, karşılanmayı bekleyen zarar-ziyan artarken, sizin devlet adına duyurmanız gereken ilk şey sorumluluğun size ait olmadığını mı? Odaklanmanız gereken ilk şey bir "fail" yaratmak mı? 

Vatandaş failin siz olmadığınıza ikna olur da, "Allah"tan sayarsa, böylesi bir afet karşısında içiniz rahatlayacak mı?
Öyleyse başka sorum yok benim size!

"İsmail"e dair…

Programı Uğur Dündar yapsa gözlerini bile kırpmazlardı belki de muhalefete verdiği yer kadar iktidara da yer ayıran; programında iktidar partisinden de, çevresinden de konuklar ağırlayan, bizatihi Binali Yıldırım'ı defalarca yayınına çıkaran İsmail Küçükkaya'ya yapmazlar, Ankara'dan yüz yüze bakmışlıkları var; tabiri caizse ona kıyamazlar diyordum ama bazı insanlar sahiden "ismiyle" yaşar. "Kurban edilmek", "İsmail" olmanın kaderi demek ki; "onu bile" gözlerini kırpmadan harcamaya kalkıştılar.
Lakin, boğazına dayanan bıçağın bile İsmail'i kesmediğini unuttular!

SORU-YORUM

İSKİ; İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi. İSKİ'ye alacağınız ve nihayetinde teknik-mühendislik gerektiren bir alanda çalışacak olan personel "Tilavet secdesi"nin ne olduğunu bilince daha mı iyi boru döşeyecek? Ensar Vakfı'nı bilince daha mı iyi arıtacak içme suyunu? Necip Fazıl'ın "Çile"sini okuduysa içme suyu şebekesinin ömrü mü uzayacak? 
 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları