Marx'ın manifestosu ve çöküş

A+A-
Arslan TEKİN

Manifesto yayınlanalı 173 yıl olmuş. Bu manifesto üzerinden dünyada nice rejimler değişti, nice kanlar döküldü.
İçimizdeki maşalar hâlâ başlarını dik tutarlar. Marxizm çökünce, neo liberalizme dümen kırdılar ama "ihanet" tortusu içlerinde bir köşede yer tutuyor. Şimdi "Proletaryadan iş çıkmadı, etnik takılalım, Türkiye'yi dilimleriz." isterisiyle ahkâm kesiyorlar ve ne yazık ki, cirimlerinden çok ama çok alan kaplıyorlar. Öyle bir alan ki, siyasî İslâmcıları, ve hatta, entel dantel takılırsak bize ekmek çıkar, diyen bir zamanların "milliyetçi" görüntülü kesimlerini de içlerine çekiyorlar.

"Manifesto" Marx ve Engels'in 1948'de birlikte kaleme aldıkları küçük kitap. Adı üstünde manifesto. Türkçede kullanılan hangi kelimeyi yerine koyabiliriz? "Bildiri", "Beyanname", "Tebliğ", "Program" mı?.. "Manifesto" yerine bu kelimelerden hangisini koyarsanız, sınırı daraltmış olursunuz. "Manifesto"nun Türkçeye girişi itibarıyla ihata ettiği fikrî çapı, bu kelimelerin hiçbiri dolduramıyor. "Manifesto"da, teklif de vardır, itiraz da vardır; yeni bir dünyadan bahsedilir.
Daha 27 yaşında olan Engels, Alman Komünistler Birliği adına "Komünizm İlkeleri" adıyla bir taslak hazırlıyor. "Karl Marx kardeşim bu işleri daha iyi bilir, bir de ona sorayım." diyor. Metni Marx'a gönderiyor. Engels'in usta gördüğü Marx ise 29 yaşındadır. Sonunda ikisinin adıyla "Komünist Manifesto" çıkıyor.

Engels hakkaniyetçidir... Marx'ın ölümünden sonra, "Bakmayın benim kitap üzerinde ismimin olmasına, eser asıl Marx'ındır." diyecektir.
Marx "sınıflar" üzerinden yürür:
1- Sınıfların varlığı sadece üretimin belli tarihî gelişme evrelerine bağlıdır. 2- Sınıflar mücadelesi mecburî olarak proletarya diktatörlüğüne varır. 3- Bu diktatörlük de bütün sınıfların ortadan kalkmasından ve sınıfsız bir topluma geçişten ibarettir.
Marx, nasıl oluyor da cemiyeti sınıflıyor, sonunda işçiye gelip dayanıyor ve "diktatörlük"ten bahsediyor. Her şeye "işçi sınıfı" hâkim olacak!
"İşçi" derken, bir sürü karmaşık laf sokuşturarak yazdığı Kapital'inde yeterli bir tarif de bulamazsınız, kendisince bir çıkış yolu arar ama bir hat çizemez.
(Raymond Aron, "Sınıf Mücadelesi" kitabında, Marx'ın "sınıf"tan ne anladığını/anlamadığını enine boyuna ele alır. Aron'un kitabını Türkçeye kazandıran Prof. Dr. Erol Güngör'ün tahlilinin de ayrı bir yeri olduğunu belirteyim.) 
Onun için fabrika işçisi, toprak işleyen işçi iktidarı elinde tutacak mantığına hep dudak bükülmüştür. Çünkü akla ziyan bir hedef.  Zaten Komünist Parti'nin idaresine geçen hiçbir ülkede, "işçi" söz sahibi değildir; oligarşik bir yönetim hâkimdir. Ve daha kötüsü, işçi "köle" mesabesindedir. Hiçbir komünist karşıma çıkıp "Bu fikrin yanlış." diyemez. Komünist idareler yıkıldıktan, daha eski rejimin izleri taptazeyken, Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Asya'da her şeyi yerinde gördüm.
Sonra bakıyorsunuz, Avrupa'da beklediği "devrim" Rusya'da oluyor. Çarlık Rusyası'na da verip veriştiren bir isim Marx. İzafî olarak Türkleri tutuyor. Türk menfaatlerini öne çıkarıyor. Bizim komünistler öyle samimiyetsiz ki, ustalarının "Türk"ünden neredeyse iğrenmişlerdir.
 Marx, Bolşeviklerin iktidara gelişlerini görseydi o gür sakalını yolar, nasıl bir kapı açtım da bunlar halk düşmanı olup çıktılar, diye dövünürdü.

Marx "Katı olan her şey buharlaşır." der.
Gördük nasıl buharlaştıkları...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58