81 yıl sonra kim ayakta?..

A+A-
Mehmet FARAÇ

Bazı dönemlerde dengesizlikler yapılsa da, karanlık unsurlardan cesaret bulan zavallılar meydanlara salınsa da, kimi süreçlerde siyasetin kirli taarruzu yoğunlaşsa da ve üç-beş hain Atatürk'e saldırmayı görev saysa da, 10 Kasımlarda ülkenin geneline yayılan manzaranın özeti bellidir;

Kim ne yaparsa yapsın, Atatürk yıkılamaz, unutulmaz, unutturulamaz...

İşte 10 Kasım 2019... Dün yurtta yine aynı manzaralar vardı;

Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir sevgi ve saygının tezahürü olarak, caddelerden sokaklara, meydanlardan parklara, inşaat iskelelerinden evlerin balkonlarına kadar bir yandan O'nu anmak için bayraklar asılırken, diğer yandan da "saat dokuzu beş geçe" ülkenin her tarafında siren ve klakson sesleriyle birlikte, yaşamın durduğu devasa bir sevgi ve saygı gösterisi...

Tarihin en etkili dönemlerinden itibaren çağlar açmış- çağlar kapatmış, devletler kurmuş, ordularla devasa taarruzlar yaparak dünyaya nam salmış onlarca lider içinde, düşüncesiyle- eylemleriyle- yol göstericiliğiyle ve bıraktığı eserleriyle yaşayan belki de tek liderdir Atatürk...

Çünkü dünyanın hiçbir tarafında, eşsiz bir liderin ebediyete intikalinin saatleri durdurduğu bir anda, ülkenin en ücra köşesinden en büyük metropolüne kadar bir dakikalığına yaşam durmaz, duramaz, durdurulamaz...

Cumhuriyet gibi, yokluktan var edilen bir büyük eseri sefalet ve geri kalmışlığın cenderesinde çırpınan bir ulusa armağan ederek, "benim en büyük eserim" sözleriyle zaferini de ilan eden Atatürk, "ilelebet payidar kalacaktır" mesajıyla da, aslında büyük bir sorumluluğu yüklemiş oldu halkına...

İşte o sorumluluk yalnızca Gazi'den güç alınarak cumhuriyeti korumuyor, Atatürk'ü de giderek daha fazla yüceltiyor, daha fazla vazgeçilmez hale getiriyor...

Atatürk'ü büyüten sevgi...

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, 1923'te topluma teslim edilen cumhuriyet, Gazi'nin 10 Kasım 1938'de yaşamını yitirmesi ile birlikte ulusun bağrında oluşan bir dirençle bugünlere getirildi...

Ancak zaman zaman yaşanan karanlık dönemler, tarikat ve cemaatlerin palazlaması, siyasi kurumlar içerisinde yanlış yollara sapılarak Atatürk'e- cumhuriyete cephe alınması ve özellikle son 20 yılda cesaretlenen tetikçilerin Gazi'ye saldırmayı meslek haline getirerek yerel yönetimlerden nemalanması toplumda giderek daha büyük tepki oluşturuyor...

Ülkenin kötü yönetilmesi, sosyo-ekonomik çıkmazların zenginle yoksul arasındaki uçurumu büyütmesi, diğer yandan da gerici uygulamalar, cumhuriyetle çatışmalar ve özellikle eğitim üzerinden başlatılan yıpratma faaliyetleri yalnızca siyasi iradeyle devlet içerisinde öbeklenen zavallılara tepki oluşturmuyor...

Aynı zamanda Atatürk gibi bir dehanın ne kadar büyük öngörülerle cumhuriyeti kurduğunu ve idealleri açısından nasıl vazgeçilmez olduğunu da gözler önüne seriyor yaşananlar...

Peki; AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte, konu cumhuriyet ve Atatürk'e taarruz ise bu süreçte yürütülen pervasız çalışmalara karşı oluşan direncin ikileminde, aslında neler oluyor?..

İşte bu sorunun son yıllardaki yanıtının içerisinde çok çarpıcı gelişmeler var ki, Atatürk gibi bir dehayı binlerce kez daha yüreklere nakşediyor...

"Millet"in tetiklediği güç!..

Evet; son dönemde, özellikle "Tevhid-i Tedrisat" üzerinden yürütülen karanlık operasyon toplumda büyük tepki oluştururken, devletin kimi kesimleriyle siyasetin bağnaz unsurlarının Atatürk ve cumhuriyete karşı yürüttükleri operasyonun ne kadar zavallıca olduğunu gösteren tek emare 15 Temmuz 2016'daki FETÖ kalkışması değil...

Siyaset; oy uğruna palazlandırdılan tarikat ve cemaatlerin, yalnızca devlet için değil, cumhuriyet- laiklik- uygar yaşam ve dünyaya entegrasyon açısından da nasıl büyük bir tehlike olduğunu anlamış mı oluyor acaba?..

Öyleyse; Atatürk ve cumhuriyeti korumak, saygıyı yüceltmek açısından giderek büyüyen direnç, Gazi ve O'nun ideallerine karşı 80 yılı aşkın süredir çamur siyaseti yürüten, kirli taarruzlar gerçekleştirenlere belli ki geri adım attırmaya başlayacak...

Birkaç hastalıklı tetikçinin dışında, devletin ve siyasetin içerisinde kümelenen ve karşı devrimciliğin kiralık unsurları gibi faaliyet gösterenler her ulusal bayramda ve 10 Kasımlarda cumhuriyet ve Atatürk'e bağlılığın, sevgi ve saygının olağanüstü biçimde artışını gördükçe, belli ki "artık frene basmanın zamanı" geldi diye düşünecek...

Bir kez daha vurgulamak gerekir ki; 15 Temmuz darbesi ile birlikte rejime- devlete- ulusa ve hatta içinde palazlandığı siyasete karşı ayaklanan gericilerin karanlık çabalarına rağmen, yücelen tek gerçek var; Atatürk ve cumhuriyet...

İşte dün AKP'li belediyelerin bile cadde ve sokakları Atatürk'ü anma ile ilgili afişlerle süslemeleri, bazılarının Gazi için mevlüt okutmaları, devleti yönetenlerin Atatürk'le ilgili övgü dolu açıklamaları dönüşüm açısından ilginç sinyaller veriyor olmalı...

31 Mart ve 23 Haziran seçimleri ile birlikte, toplumun her kesiminden gelen oylarla "Millet İttifakı"nın yarattığı gücün Atatürk ve cumhuriyet idealine dayanmasının tetiklediği güven ortamı da zorluyor olmalı bu dönüşümü...

O halde, devasa siyasi kavgalar, iktidar mücadeleleri ve cumhuriyetin rövanşını alma çabalarının Atatürk'e yönelik bağlılığın yücelmesiyle birlikte, giderek tükeniyor olması ne kadar şaşırtıcı değil mi?..

Bağnazlığın takiyesine karşı her zaman uyanık olmak lazım ama cumhuriyet karşıtlarında yaşanan en küçük dönüşüm bile, 81 yıl sonra Atatürk'ün daha fazla anlaşılmasının dışavurumudur... Gazi'yi bir kez daha saygıyla anıyorum...

 

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları