Albayrak'ın istifası ekonomiyi düzeltecek mi?

A+A-
Evren Devrim ZELYUT

Hafta sonu Türkiye için üç önemli haber akışı yaşandı. Önce Cumartesi gündüz saatlerinde Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ın görevden alınarak yerine Naci Ağbal’ın getirildiğini öğrendik. Akşam saatlerinde ise ABD başkanlık seçimi netleşti ve kazanan aylar önce ‘Avrasya Yatırım’ isimli Youtube kanalımızda söylediğimiz gibi Joe Biden oldu. Ama en önemli olanı ise Pazar akşam saatlerinde Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden istifası oldu.

Şimdi tek tek tüm olayları irdeliyelim:

Berat Albayrak’ın istifa mektubu tam bir bilmeceye döndü. Devlet ciddiyetine yakışmayacak şekilde sadece sosyal medya üzerinden sunulan metin kafaları karıştırdı. Piyasaların yakından izlediği kilit konumdaki bir bakan böyle yapmamalıydı.

Peki bu sürece nasıl geldik?

Ne yazık ki Cumhurbaşkanlığı Sistemi sonrasında ne ekonomide ne de politikada dikişler tuttu. Parlamenter sistemde sorunlar tabandan tavana akarken, yeni gelen sistem liyakattan uzak, partizan ekiplerle, tepeden inme çözümler üretmeye çalıştı. Bunlar da işe yaramadı.

Bu sistemin dişlerinden birisi olan Berat Albayrak, keşke doları tutmak için son bir yılda 100 milyar dolardan fazla rezervi heba etmek yerine ekonomide reform sürecine inansaydı. Ülkeye dolar kazandırıcı işler için enerjisini harcasaydı, tablo çok ama çok farklı olurdu.

Berat beye piyasa da bir türlü güvenemedi. Çünkü ekibinin çözüm önerileri köklü ve kalıcı unsurlar içermiyordu. Bu nedenle kur, enflasyon, büyüme ne hedef varsa hepsi ıskalandı.

Burada ana sorunun Albayrak olmadığını da unutmamak gerek. Çünkü yatırımcı güvenini azaltan antidemokratik uygulamalar, kuru patlatan akıldışı faiz politikası, üretmek yerine tüketmek, imalat sanayi yerine beton üretimini teşvik etmenin mimarı Albayrak değildir.

Bu olay aslında AKP’nin tükenmişliğini ve sistemin bittiğinin en büyük işareti olmuştur.

Merkez Bankası Başkanı değişimi

Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal 6 Temmuz 2019 tarihinde Murat Çetinkaya’nın yerine atanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu atama ile ilgili olarak, “Merkez Bankası Başkanı'nı görevden aldık, çünkü laf dinlemiyor adam…” diyerek aslında değiştirme gerekçesini de kısaca ortaya koymuştu.

Peki ne olmuştur da, Uysal görevden alınmıştır? Hangi sözü dinlememiştir? Faizleri enflasyonun altına çekerek dövize hücumu başlatan kimdir? Dolar ve Euro’nun artması ile firmaların dış girdi maliyetlerini kim yükseltmiştir? Maliyet artışlarına bağlı olarak enflasyonu azdıran kimdir? Bu hatalar sarmalını önlemek için son bir yılda 100 milyar dolardan fazla rezervi heba eden kimdir?

Bence sayın Davutoğlu’nun ''Arabanın motorunda sorun var lastiği değiştirip çare arıyorsunuz'' tespiti konuyu güzel bir şekilde özetlemektedir.

Dışa bağlı sistem değişmedikçe, eğitim ve hukuk reformları yapılmadıkça, demokrasi için adımlar atılıp yatırımcı güveni sağlanmadıkça, cari açık ve enflasyon, buna bağlı artan kurlar başımıza büyük belalar açmaya devam edecektir.

Ve Biden seçildi…

Merkez Bankası haberinden sonra Biden’ın başkanlık yarışında ipi göğüslemesi, Ankara-Washington ilişkilerinde ilk ihtilafın S-400 yaptırımları ile çıkacağının ilanı oldu.

ABD Kongresi'nin Aralık ayında yasalaştırmayı planladığı 2021 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası, Rusya'dan S-400 alan ülkemize yaptırım uygulanmasını da içeriyor.

Amerika'nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) 12 maddeden oluşuyor ve en az 5 tanesinin başkan tarafından seçilme zorunluluğu var.

Bu yaptırımlar kişi ya da firmaları hedef aldıkları gibi tüm sistemin izole edilmesine kadar gidecek trajik sonuçlar doğurabilirler.

Ayrıca bir kamu bankamıza karşı New York’da açılmış olan dava da Türkiye’ye karşı bir koz olarak elde tutulmaktadır.

Türkiye için sıkıntılı taraf ise şu: Yapısal sorunları nedeni ile hali hazırda 8,50 üstünde olan bir kur var. Pandemiye tamamen hazırlıksız yakalanmış, reform sürecini başlatmaktan aciz bir ekonomi yönetimi zaten başlı başına büyük bir sorun. Şimdi bunun üstüne bir de, CAATSA yaptırımlarının, banka davasının dile getirilmesi piyasalardaki oynaklığı çok sertleştirecektir.

Bu durumun ekonomi üzerinde yıkıcı etkileri olacağı ortadadır. Artık Türk reel sektörünün ve hane halkının yeni şokları kaldırma gücü kalmamıştır.

Bu bağlamda Amerika ile ilişkilerde zarar görmemiz adına yeniden gözden geçirmemiz gereken politikalar bulunmaktadır. Bunlar:

1-Dış politikada, Körfez Bölgesi, Mısır, İsrail ve Kuzey Afrika, Suriye ve Irak pazarlarının kaybına neden olmuş ‘Müslüman Kardeşler’ hayalinden vazgeçmek gereklidir. Yüzümüzü Orta Asya’daki Türk kardeşlerimize çevirme zamanı gelmiştir.

2-Amerikan Senato ve Temsilciler Meclisi’ne koz veren gazeteci hapisleri, kanal kapatma, rakipleri sindirme gibi antidemokratik eylemlerden vazgeçilmelidir.

3-S400 konusu Amerika’ya daha iyi anlatılmalı, orta bir yol bulunmalıdır. Türkiye’nin konuda haklı olduğu bir gerçektir ama yaralı bir durumda iken, kuru kabadayılık içeren sert üsluplarla karşı taraf tahrik edilmemelidir.

4-Suriye’de PYD gerçeği için mekik diplomasi dahil ABD ile daha çok diyalog kurulmalı ancak beka meselesi olan bu konuda geri adım atılmamalıdır.

Ne yazık ki yeni dönemde Türkiye’nin işi oldukça zordur. Geçen yıllarda reformlar hayata geçmediği için hem ‘Pandemiye’ hem de ‘niyeti bozuk Demokratlara’ ekonomimiz hazırlıksız yakalanmıştır. Üstüne bir de iktidar ve yandaş basın ABD seçim sürecinde demokratları ve Biden’ı düşmanlaştıran yanlış bir politika izlemiştir. Bu da yeni yönetimle olumlu ilişkiler kurulmasını zorlaştıracak bir unsur olmuştur. Bu sorunlar karşısında çıkış yolumuz ise açıktır: Devlet ciddiyetine sahip çıkmak, barış dili kullanmak, diyalog ve kararlı olmak…

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58