Çifte bayram ve hatırlattıkları

A+A-
Gülay TUNÇEL

Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Kurban Bayramı'nı birlikte yaşadık…

Bazılarınızla konuşuyoruz, yazışıyoruz, bazılarınızı da  duyar gibiyim:

Eski bayramların tadı yok... Bayramları hiç sevmiyorum. Acımı hatırlatıyor… Dağılmış ailemi  özlüyorum... Biran önce bitmesini, bayramın gelmesini istemiyorum..  Psikolojim bozuluyor, bu bayram yastayım, gücüm azalıyor,  yalnız hissediyorum kendimi…

Ama yapılacak bir şey yok acılar da sevinçler de bizler için. Hepimiz dönemsel bunları yaşıyoruz ve nefes aldığımız sürecede yaşayacağız… Moralimizi bozmadan, acılarımızla olgunlaşarak hayatın güzelliklerine kucak açmak yükümüzü hafifletecektir.

Hayatın içinde her şey bizler için…  Bayramlarımız birlik, beraberlik, dayanışma ve dostluğun en güzel yaşanması gereken günlerdir. Yaşlılar, küçükler, maddi ve manevi ihtiyacı olanlar  özellikle bugünlerde unutulmamalıdır.

Ya yeni evlenen kocaman ailesi olanların sevinci, asker yolu bekleyenler, bayramda bebek haberi alanlar ya da, doğum yapanlar, istemeden hapise düşenler ya da hapisten bayram iznine gelenler, hastaneden taburcu olan ve hastanede bayramı geçirenler, huzur evleri ve çocuk yuvasında hepsi farklı duygu ve farklı hayatlar bayramlaşmayı bekleyen bizim insanımız…

Günümüzle kıyasladığımda üzgünüm.. Kendi adıma sorarsanız bende çocukluğumdaki bayramları özlüyorum…

Babaannem ve büyükbabam ailenin en büyüğü olunca bütün akrabalar bizde toplanırdı. Günler öncesinden hazırlıklar yapılır, büyükbabam poşet poşet sanki kıtlık var eve yiyecek taşırdı misafirlere en iyisinden ikram için…

Kurbanlık paramız ayrılırdı. Hac farizasını yerine getiren komşularımız  mahalle sakinleri tarafından bilinir..  Dört gözle eve dönüşleri dualar eşliğinde beklenirdi.  Şimdiki gibi Hacca gitmek bu kadar rahat ve kolay değildi biliyorsunuz. Uçak seferleri bu kadar aktif değildi . Günlerce süren otobüs yolculuğu ve ibadet sonrasında Allah'ın izniyle kaderde varsa eve dönüş… Vee hoşgeldin ziyaretleri muhteşem anılardı..

Biz çocuklar ise, bayrama özel topladığımız harçlıklarımızla  bayram heyecanı  yaşar uykularımız kaçardı. Bayramlıklarımızla el öpme, şeker, para toplama hesaplarını günler öncesinden kardeş, yeğen, arkadaşlarımızla hesaplar.. Kim ne kadar para verecek  ya da vermeyecek az çok bilir, komşu akraba ziyaretlerini ve misafirlerin gelişlerini heyecanla iple çekerdik… 

Çocukluk işte.. 

Ona göre  eğlence merkezine erken ya da geç gideceğimizi  alacağımız paralardan anlardık.  O dönemler komşularımızı bırakın, onlara gelen akrabalarını bile tanır sahiplenirdi büyüklerimiz. Hatta en güzel şekilde sofralar kurarak ağırlarlardı..

Şimdi nerde kapının dürbününden baksa da bayramlaşmamak için görmedim, duymadım  diyen dönemleri yaşıyoruz…

Yunanistan göçmeni olarak bizim evde klasik babaannem elinin lezzetiyle kuru fasulye, hamur kızarması, börekler, çörekler, dolmalar, et kavurması, kendi elleriyle ev baklavasını gelenek haline getirdiği için biz torunlar etrafında pervane olurduk. Hoşuna da giderdi. Anaç yapısıyla toparlayıcıydı. Çocuk halinden anlar huyumuza göre davranırdı.. Bizler kalabalık ailenin biraz zıpır çocukları olarak, bayram yemeklerini keyifle yaparken meraktan yanında izlerdik koca koca tencerelerde yemeklerin pişirilmesini. Hele o baklava açışı bir olay, bir sanattı. 

Hayranlıkla izlerdik. Yapmak istediğimizde ise, izin verir kızmazdı. Güler eğlenirdik. Tepsiye bizim yaptıklarımızı koyar ilk önce onu pişirirdi. Yamuk yumuk olsada en güzel sizin oldu çocuklar derdi.  Biz de sevinirdik. Bir güzelde piştikten sonra da afiyetle yerdik. Şimdi düşünüyorum da aslında hiç de öyle değilmiş bizim yaptıklarımız; heveslendirmek, bizleri mutfağa alıştırmak için yaptığı sihirli elleri ve tatlı diliymiş canımızın nurlar içinde uyusun.  Yine Yemekler bir gün öncesinden hazır yemeklerin , tatlıların muhafaza edildiği odaya girilmez yasaktı.. Bizler de çocuk işte gizli gizli girer baklavaların yarısını bayram sabahına kadar yerdik.  Tabi  babaannem akıllı kadın olunca hepsinin farkında görmemezlikten gelirdi, yedek tepsiyi bizler oynarken yapıp sakladığını... Sonradan  bitmeyen tatlılardan anlardık.  Bazen tatlı tatlı kızardı duymamazlıktan gelip çocuk aklımızla hemen kaçardık..  Çocukluk işte.. Şimdiki  aklımız olsa yapar mıydık !..  diye konuşup kardeşlerim ve hayatta kalan büyüklerimizle o  günleri anıp  geçmişe dalıyoruz..  Samimiyetiyle, doğallığıyla ne güzel günlermiş.. Nerde eski bayramlar… diyenler çoğunlukta olsa da bayramlarımıza, ailelerimize sahip çıkalım.  Ben ailemde büyüklerimizden kalanlarla sahip çıkan tarafındayım büyük gayretle. Pes etmeden eski tadına yakın olarak… 

Herkesin evinde sağlıkla, bayramın bayram tadında geçmiş olması dileklerimle...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları