Elçibey de, Aliyev de tarihe geçmiştir...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Yıl 1995'e geldiğinde ülke henüz durulmamıştı. İçişleri Bakan Yardımcısı ve OMON Birlikleri Komutanı, milli sporcu Ruşen Cevadov'un bazı elemanları ile ilgili tutuklama kararı çıkarıldı. Ülke güvenliği ve asayişi sağlayan OMON birliklerinin dağıtılacağı haberleri üzerine Cevadov, Bakü yakınlarındaki birliğinde direnişe geçti. O sırada ülke dışında olan Haydar Aliyev'e Bakü'ye dönmemesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel darbe girişimi olabileceği uyarısında bulundu. Aynı anda Bakü'de Askeri Ateşe olan Tümgeneral Engin Alan, müzakere için Cevadov ile görüşüp direnişi sonlandırmasını istedi. Cevadov ikna olmuştu. Fakat Rus ALFA Timlerinin de katıldığı operasyon ile yüzden fazla arkadaşı ile beraber öldürüldü.

Azerbaycan-Türkiye arasındaki kırılmalardan birisi daha gerçekleşmiş, darbecilerin birisi profesör diğeri istihbarat görevlisi 2 kişi tarafından desteklendiği dedikodusu yayıldı. Ve 2 Türk vatandaşı tutuklandı. İlişkiler bir anda buz gibi soğudu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in şahsi gayretleri, Engin Alan'ın Aliyev'i ikna etmesi ile ılıman iklim bir süre sürdü. Askeri eğitim anlaşması askıdan indirilip uygulamaya konulsa da ağır bürokrasi, karşılıklı güven eksikliği yüzünden uzun zaman aldı. Sovyetler döneminde etkin olan KGB'nin ağırlığı artık fitne salmaya dönüşmüş, Azerbaycan-Türkiye arasında güven bunalımı yaşandığı günler gelmişti. İkili anlaşmalarda açılacak askeri okulların komutanı Türkiyeli, yardımcısı Azerbaycanlı olması gerekirken hayata konulmadı. Tartışma, güven bunalımı yılları geride bırakıyordu. Fakat temel atılmıştı. 2000'li yıllara gelindiğinde Türkiye'den mezun olan subayların gayretleri ile eğitim-öğretime geçilebildi. Bugün Ermenileri önüne katıp kovalayan Azerbaycan ordusunun kurmay heyeti Türkiye'de Kuleli ve Harp Okulundan mezun olan Akademide kurmay subay olanlardır.

Tarih bilimi sadece kronolojik olayların yansıtılması değildir. Coğrafya, sosyoloji, teoloji, psikolojinin yanında strateji ve askeri durumu dahil bir çok konuyu içerir. Söz konusu vakayı inceleyip sebep ve sonuçlarını sadece bir konuya bağlarsanız yanılmanız kaçınılmazdır. Cehaletin yanında soy özürlüler komplekslerini gizlemek, aşağılık duygularını tatmin amacı ile son yıllarda "Tarihin televolesi"ne sığındılar. Taktıkları at gözlüğü ile hedefledikleri menzile varabilmek için insana ve bilime saygı duymadan tarihi tahrip ederek, sığ düşüncelerini kabullendirme niyetindeler. Eğitimli, sorgulayan, yorumlayan insanlarımızın dikkate almadığı bu planlı çalışma ne yazık ki okumaktan ziyade dinlemeyi, televizyon seyretmeyi alışkanlık haline getirenler için ciddi pazar. Dahası müşterisi var. İnananı çok...

Azerbaycan üzerine günlerdir bu sütunda yaşadıklarımı, araştırıp yorumladıklarımı yazıyorum. Fakat bazıları sadece payına düşeni sorguluyor. Kötü niyetli olmadığına inandığım bir okuyucumuz: "Salya sümük ağlayan imamlar" tesbitimden rahatsız olmuş. Geçtiğimiz günlerde KRT'de katıldığım bir programda kendisini dindar zanneden genç-tecrübesiz gazeteci adayı "Sizin imamlarla alıp veremediğiniz ne? Niçin ön yargılısınız?" diye kafasına göre gol atmaya kalkıştı. Tebessüm ederek "Gözlükleri değişelim. Seninki bazı şeyleri toz pembe gösterirken benimki fluğ gösteriyor galiba" cevabını verdim. Anlamadı espiriyi. "Çok cahilsin..." ile başlayan İlber Ortaylı tesbitini yaparak ezmek istemedim. Defalarca yazdım... Evet 'İmamların Öcü'nün yazarıyım. Düşmanın kimi zaman Yunan, kimi zaman yılan kılığında geldiğini ancak en tehlikelisinin imam kılığında olduğunu defalarca vurguladım. FETÖ'yü kastettim. Çok şükür yaklaşık 900 yıllık şecerem bellidir. Dulkadir ya da Zulkadiroğullarına  dayanır geçmişimiz. Ve aile-aşiret adımız da "İmamoğulları"dır. Büyük-büyük dedemin adı da "Molla Mehmet"tir. Gerçek imamlarla, vicdanlı-akıllı mollalarla herhangi bir derdim olmaz. Olamaz da... Derdim "Dindarlar" değil "Dinbazlar"la... Derdim gerçek "Türkçü...", şehirli, kültürlü milliyetçilerle değil, hamasi nutuk atan, okuyup, araştırmamış, kimlik bunalımı esnasında kendisini Türkçü, Ülkücü, Milliyetçi sananlarla fikir ayrılığım var. Olaylara tek yanlı bakmadığım için yazılarımı beğenmeyen eleştirenlere yazının girişinde tarih biliminin unsurlarını hatırlattım. Neymiş efendim Elçibey'i övüp, Aliyev'i yeriyormuşum! Her şeyden önce yazdıklarımın tek satırında ne övgü ne de eleştiri olmadığının altını çizeyim. Evet, Elçibey'i tanıdım ve çok sevdim. Haydar Aliyev'i geçmişte muhaliflerine uyguladığı baskıdan dolayı eleştirdim. İnsan bu beşer, şaşar... Fakat bu insanları yaşadıkları olaylar karşısında takınmak zorunda kaldıkları durumu göz önüne alarak analiz yapmanın daha doğru olduğu kanaatindeyim.

Ebulfez Elçibey tıpkı Mehmet Emin Resulzade gibi tarihe geçmiştir. Ülkesinin bayrağını yeniden göndere çekip; "Bütov Azerbaycan ülküsü"nü işaret ederek, vatandaşlarına hedef göstermiştir. Ağır şartlarda iç savaşı önlemiş, kardeş kanı akıtmamak için mevki-makamı hiçe sayarak köyüne çekilip tarihi görevini yerine getirmiştir.

Haydar Aliyev'e gelince... Evet, SSCB döneminde Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreterliğinden sonra Moskova'da Polütbüro üyeliği yapmıştır. Soğuk savaş döneminin antikomünist kafası ile kişileri değerlendirmek bizi yanlış ve çıkmaz sokaklara iter. Unutulmasın ki Azerbaycan'ın ilk Komünist Partisi Genel Sekreteri Nerman Nerimanov, Karabağ konusunda en büyük direnişi gösterdiği gibi İstiklal Harbimiz esnasında Türkiye'ye en büyük yardımı yapanların başında gelir. Haydar Aliyev'de, ülkesinin başına en zor dönemlerde geçmiştir. Daha bir kaç gün önce yazdım. Azerbaycan'ı 7 hatta 8'e bölme planlarının uygulamaya konduğu esnada bilgi, tecrübe ve dirayeti ile Rusya, Türkiye, Avrupa ülkeleri ve bütün dünya ile dengeleri sağlamayı başarıp parçalanmaktan korumuştur. Bu esnada demokrasinin kurallarını hiç sayıp, muhalifleri üzerinde baskı yaptığı da gerçektir. Ancak bu işgal ve parçalanma koşullarında değerlendirmek gerekir. Elçibey de, Aliyev de ülkelerine hizmet edip tarihe geçtiler. Tarih yargısının yıllar sonra kendi vatandaşlarının gönlünde yapılacağını hatırlatmakta fayda görüyorum.

Gün Elçibey, Aliyev tartışması değil. İşgal altındaki toprakların öncelikle kurtarılıp Yukarı Karabağ'ın da özgürlüğe kavuşması için mücadele günüdür. Vesselam!..

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58