"Yokluğu paylaşmak" mı dediniz?

A+A-
Arslan BULUT

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Camiler ve Din Görevlileri Haftası" dolayısıyla Beştepe'deki sarayda düzenlenen törende yaptığı konuşmada "Müminin görevi varlıkta şımarmamak, yoklukta sabretmektir" demesinden sonra Diyanet tarafından hazırlanan ve 81 ildeki camilerde okutulan Cuma hutbesinde de "İçinde yaşadığımız bu aziz milletin ve bu müstesna toplumun değerini bilelim. Sevinci ve kederi, varlığı ve yokluğu paylaşalım." denildi.

Peki ama nereden çıktı bu yokluğu paylaşmak?

Bu sözlerle Türkiye'nin yokluk paylaşan bir ülke haline geldiği itiraf edilmiş olmuyor mu?

***

Devletin görevi, vatandaşını yoklukta sabretmeye alıştırmak değildir. Kaldı ki varlığı olan da paylaşmamaktadır. Zekât 40'ta bir olarak gösteriliyor ama onu bile dağıtan yok gibi... Üstelik Hz. Ebubekir döneminin sonuna kadar zekâtın beşte bir olarak uygulandığına ve devlet tarafından toplanıp dağıtıldığına dair bilgiler vardır.

Zaten, Kurân'da da servetin yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet haline gelmemesi için fethedilen ülkelerden elde edilen gelirin yoksullara dağıtılması gerektiğine dair bir ayet vardır.

Kolladığınız kişilerin servet üzerine servet biriktirmesi için devletin bütün ihalelerini onlara verin, sonra da yoksullara yoklukta sabretmeyi tavsiye edin; bunu hiçbir din kabul etmez!

Bu arada "varlıkta şımarmayın" dediğiniz insanlar bellidir.  Havuza komisyon aktaranlar... Sahi bu paralar nerede?

***

Sosyal devlet nasıl olur? Bakınız, asırlar öncesinden Bilge Kağan diyor ki, "Varlıklı zengin milletin üzerine kağan olarak oturmadım. Aşsız, donsuz, düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazandığı millet adı yok olmasın diye gündüz oturmadım, gece uyumadım, Türk Milleti'ni düşmansız kıldım. Az milleti çok kıldım, fakir milleti zengin kıldım."

Sadece sosyal devlet değil, dış politika anlayışına bakınız:  "Türk Milleti'ni düşmansız kılmak…"

Yani ya düşmanı etkisiz hale getirmek ya da Türk devletine tabi kılmak!

***

Şimdi yapılan nedir peki? Uzunca bir süre Türk Milleti'nin adını sanını yok etmeye çalıştılar. "Türkiyeli" dediler, "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü ortadan kaldırdılar, çocukların milli andı olan "Türküm, doğruyum"a bile tahammül edemediler. Türkiye'de Türk Milleti'ni çok kılacağına, 7 milyon 800 bin Suriyeliyi, Büyük Orta Doğu Proesi çerçevesinde ülkeye kabul ederek, nüfus yapısını değiştirmeye çalıştılar. Türkiye savaş kaybetseydi bu kadar ağır şartlara boyun eğmezdi...

Hangi ülke dışarıdan 7 milyon 800 bin kişiyi kabul edebilir?

Uyguladıkları ABD güdümlü Suriye politikası, Suriye'nin kuzeyinin boşaltılmasına orada bir terör devleti kurulmasına yol açmıştır. Üstelik projenin bu şekilde planlanmış olduğu, devlet görevlileri tarafından bütün üst düzey yetkililere rapor edilmiş ve bu sütunda 2004 yılında yazılmış olduğu halde...

***

Ekonomi de bilinçli politikalarla çökertilmiş, üretmeyenler teşvik edilmiş, tarım ve tarıma dayalı sanayi AB ve ABD dayatmaları kabul edilerek yok edilmiştir.

Hani siz, ülkenizi, halkınızı zengin etmek için çalışırsınız, dört bir yandaki milletlerin Türk'e düşman olmasına karşı önlemler alırsınız ve başaramazsınız da o zaman millete dönüp "yokluğu paylaşalım" diyebilirsiniz...

Siz dört bir yandaki milletleri Türk'e düşman ettiniz, Türk Milleti'ni fakir, kendinizi ve çevrenizi zengin kıldınız, üstelik Türk Milleti'ni kendi vatanında yer yer azınlık durumuna düşürdünüz, şimdi "yokluğu paylaşalım" diyorsunuz.

Hayır, millet bu oyunu büyük ölçüde görmektedir. Çözümün başlangıcı da bu farkındalık olacaktır. 

 

  • Yorumlar 14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58