Çok şey bilen değil çok şey öğreten kişi

80 öncesi yıllarda Ülkücü hareketin toplantı ve etkinliklerinde okunduğu zaman tüyleri diken diken edip duygu seline boğan bir “Şeyh Şamil” şiiri vardı…

“Şamil Kafkas Dağı’nın hürriyet güneşidir / Şamil Atatürk’ümün öz be öz kardeşidir” diye başlayan şiirin mısralarından biri de, “Bu şarkılar türküler / Türk’ü söyler türküler / Yaşar kalpte ülküler” şeklindeydi…

Gerçekten de türküler Türk’ü söyler, Türk de türkü söyler.

Aşık Veysel de bunu, “Bayramlarda düğünlerde / Toplantıda yığınlarda / Sıkılınca dar günlerde / Türküz türkü çığırırız” diye ifade eder. Türküler Türk’ün hayatının içine bu kadar girince bu türküleri söyleyenlerin de gönüllerde yer bulmaması mümkün mü?

dd87867f-1a58-482e-a1e1-a46887507d9b.jpg

Seslendirdiği türkülerle Türk Halk Müziği tutkunlarının gönüllerinde taht kuran önemli sanatçılarımızdan biri de Neşe Dilekçioğlu… Çankırı’nın bağrından çıkıp güzel sesiyle seslendirdiği türkülerle yıllarca TRT aracılığıyla evlerimize misafir olan Dilekçioğlu uzunca sayılabilecek bir süredir de yayın grubumuzdaki GÜNBOYU Gazetesi’nde yazmakta. Hayranları, onun türkü söyleme dışındaki bir başka yeteneğine de böylece tanıklık etmekte. Samimiyetle söyleyeyim ki Dilekçioğlu yazılarında da, türkülerimizin icrasındaki kadar başarılı… Allah vergisi söylemenin yanına yazmayı da ekleyen Neşe Dilekçioğlu bu çabalarını da ete kemiğe büründürüp “Başka Şık Var mı?” adıyla kitaplaştırdı. Peon Yayınevi’nin “Kaptan Mustafa Can Kitaplığı” dizisinden çıkan kitapta türküleriyle kulakların pasını silen Neşe Dilekçioğlu’nun akıcı kaleminden dökülen duygu ve düşüncelerini bir çırpıda okuyacaksınız.

Dilekçioğlu’nun, “Başka bir Şık Var mı?” kitabının ön sözünde Türk Halk Müziği’nin çok büyük bir ustası, Dr. Mehmet Özbek’in imzası var. Özbek, “Tanrı lütfunun esirgenmediği bir sanatçı” başlıklı yazısıyla Dilekçioğlu ve kitabını şöyle takdim ediyor:

Yüce Tanrı her insana ayrı bir yetenek dağıtırken Dilekçioğlu'nun payına sanat düşmüş... İnsan yaradılışına uygun bir alanda her zaman başarılı olur.

Ses sanatçısı adayı olarak tanıdım. Meğer, sanatın birçok dalında hüner sahibiymiş. Sağlam kişiliği, eğilmez düşüncesi, duygulu sesi, seçkin repertuarı, ruhunun derinliklerinden ve kaçınılmaz gözlemlerinden gelen şiirleriyle, kısa zamanda göz ve gönül dolduran bir sanatçı olarak karşımıza çıktı.
Bir sanatçı için en önemli şey, söylediklerinin yankısını duymaktır. Bugüne kadarki hayatını sanat ve düşünce bilgisine harcamış olan Dilekçioğlu, başarısını güvenilir kimselerle birlikte olmaya borçludur.

Başarısının temelinde de gerçek inanç sahibi kimselerin dayandığı özgüven duygusu vardır. Şiirlerinde ve türkülerindeki güçlü seslenişler hep bu güven yamacında yeşermişlerdir.

Dilekçioğlu'nun yazılarında felsefi fikir ve öneri öğesi ile didaktik tutum (öğreticilik) önde gelmektedir; burada sözünü sakınmayan ideal bir Türk yiğidi olarak görülür.

Geç gündeme gelen yazılarının içyüzüne akıl erdirdiğim günden beri tutkunu olmuşumdur. Onun çok şey bilen değil, çok şey öğreten bir düşünce insanı olduğunu, kendini bilmesinden anlıyoruz.

Tanrı'nın lütfuna uğramış Neşe Dilekçioğlu'nu söylediği türküler, yazdığı şiirler ile sosyal konulara ayırdığı yazılarından dolayı yürekten kutluyorum.

Peon Yayınları

Tel: (0532) 235 57 90

Kaygılarla var olup yaşamayı öğrenmek

fab3859c-3126-4cdd-846f-fb70d644fa6b.jpgÇağımız birçok açıdan bunaltı çağı. Yeni ekonomik düzenin getirdiği güvensizlik, geleceğe yönelik belirsizlik, ortalığa saçılmış binlerce seçenekle boğan tüketim kültürü, krizler, savaşlar ve artan adaletsizlik. Bu çağda birkaç sağlam panik atak geçirmeden hayatta kalmak mümkün mü?

Dünya böyle bir haldeyken kaygı, endişe ve panik atağın bir hastalıktan ziyade, çağımızın biricik duygu durumu haline geldiğini kabul etmek gerek belki de. Öte yandan her kaygı, bunaltı ya da panik atak yalnızca dışımızdaki keşmekeşten beslenmez. Bazıları bize dair, bilinçdışımızda oluşan kaosun, karmaşanın ve yanlış yerleştirmelerin bir sonucu olarak doğar. Bu durumda derinlere dalarak, Lacan’ın dediği gibi, “ötekinin arzusunun (bakışının) sezilmesiyle” doğan böyle bir kaygının bilinçdışı tarihinin ve algılanışının, terapide “yeniden yazılması” gerekir.

E. Tülin Erinç’in kaleme aldığı, “Bunaltı Çağında Yaşamak” adlı kitap birinci ağızdan ve gözlemlere dayanarak kaygı, endişe, anksiyete, anksiyete bozukluğu, agorafobi gibi gündelik hayatta sık, ancak çoğu zaman yanlış kullandığımız kavramları, bireysel süreçlerden toplumsal süreçlere, patolojik durumlardan olağan durumlara kadar birçok boyutta ve tek tek ele alıyor. Bunaltı çağında var olmaya çabalayan herkese rehberlik ve yoldaşlık sunmayı umuyor.

Beyaz Baykuş Yayınları

Tel:(0212) 252 22 42

Yazarın Diğer Yazıları