​​​​​​​Devlet-ebet-müddet çizgisi böyle mi korunacak?

A+A-
Servet AVCI

Mesele, ateş bastığı, keder düştüğü zaman, interneti durdurmak, Rusya örneğinde olduğu gibi failin ismini zikretmekten kaçmak, TRT Müzik'te birkaç saat yaslı müzikler çalmak değil…

Esas mesele, "Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günler" veya "Gün birlik günüdür" gibi ifadeleri inandırıcılıktan koparmadan, bu kavramları yalama yapmadan değerlendirmek…

'Birlik-beraberlik' çağrılarının sürekli anlam bulması için, sadece saldırı altındayken değil, rutin zamanlarda da, hayatın diğer kesitlerinde de hakkıyla yapmak gerekiyor… Normal zamanlarda, sırf siyasî blokaj uğruna, düşmanlık üzerine siyaset üretip, kamplardan, bloklardan, hatta ve hatta sınırları düşmanlık üzerinden çizilmiş ittifaklardan medet umuyorsanız, 'sefer zamanı'ndaki yarım ağızlı 'birlik-beraberlik' çağrılarınız maalesef ciddiyetten uzak kalıyor… 

Hatırlayalım son referandumları, son seçimleri… Belediye seçimleri bile belediye hizmetleri üzerinden değil, düşmanlık ve kamplaşma üzerinden yürütüldü… Yöneticiler, kullandıkları sorumsuz dille, seçmenler arasına kalınca duvarlar örmeye kalkıştılar… Bu yöntemle seçimler belki kazanılırdı ama ülke ve millî birlik duygumuz neler kaybederdi, hiç önemsemediler…

Millî birliğimizi tahrip eden bu 'siyasî vandalizm'e göre ülkenin yarısı, ya haindi, ya hainlerin oyununa gelmişti!.. 'O hainler'in veya 'onların oyununa gelenler'in ikna edilmesine gerek yoktu… Çünkü eldeki kitleyi bu 'düşman'a karşı motive edip, siyasî sadakatinin devamını sağlamak daha kârlıydı!..

***

Oysa bu coğrafya, tutunmamız için en başta sadece kardeşliği öğütlüyor… En küçük sendelememizde başımıza gelecekleri zaten tarihle birlikte kafamıza çakıyor…

Namık Kemal yaşıyor olsaydı, "Git vatan! Kâbe'de siyaha bürün!"den daha acı mısralar yazardı hâlimizi anlatmak için ama biz bu kara günlerde bile 'küçük mevzileri koruma' saplantısının etkisiyle ancak içeriden düşman üretiyoruz!.. Sorumsuzca… Umursamazca… Pişkince…

Dünyanın hangi ülkesinde halkın yarısı 'düşman' veya 'düşman tarafından' kandırılmış? Böyle bir tablo gerçekse eğer, oradan hangi 'beka' çıkar?

Hep altını çizmeye çalıştık: "12 Eylül öncesinin o büyük şiddet ortamında bile bu denli toplumsal kutuplaşma yoktu… Bugün kendi seçmenini hayata dair günlük meselelerin ötesinde tutmak ve onu sürekli 'cephede' hissettirmek için izlenen yol ülkeyi bu hâle getirdi…"

Asker, kanıyla, canıyla, bir cepheyi ayakta tutmaya çalışırken, içeride bol 'siyasî cephe'li yapı oluşturmak ve sürekli bıçak bilemek, millî birliğimiz açısında hiç de doğru olmadı…

Dinletemedik halbuki: "Her türlü makamın ötesinde korunması gereken bir kavramdı millî birliğimiz… Herkes bu vatanı üzerine titrememiz gereken züccaciye dükkânı gibi görmeli ve hiç kimse ama hiç kimse fil gibi davranmamalıydı…"

***

 Milletin bir ferdinin, o milletin bir başka ferdinden nefret etmesi, en çok da o milletin düşmanlarının işine gelir…  O milletin düşmanı, kendi beceremediğini, düşman olduğu milletin kendi eliyle beceriyor olmasından dolayı, keyifle ellerini ovuşturur…

Vatandaşın diğer vatandaşa, siyasetçinin diğer siyasetçiye, kurumların diğer kurumlara nefret biriktirmesi, en çok da 'ortak yarınlarımız'a zarar verir… 'Devletin mukadderatı'nı öncelik olmaktan çıkarır, en çok da devlet-ebet-müddet çizgisi darbe alır…

Yaşadığımız topraklarda 'Türk'ün ateşle imtihanı' bitmiyor ve bitecek gibi de görünmüyor… Aslolan bizim ne kadar dayanıklı ve hazırlıklı olduğumuz… Çok basit siyasî hesaplar, koltuklar ve hırslar uğruna, devlet menfaatinin kişisel menfaatlerin gerisinde kaldığı bir sistem, ülkenin bugünü ve geleceğini kurgulayamaz…

Yazının başına dönelim: Mesele, ateş bastığı, keder düştüğü zaman, interneti durdurmak, Rusya örneğinde olduğu gibi failin ismini zikretmekten kaçmak, TRT Müzik'te birkaç saat yaslı müzikler çalmak değil…

Gerçek anlamda, suyun uyuyup düşmanın uyumadığı bu zorlu coğrafyada, kardeş olmak, kardeş kalmak ve daima kardeşlik öğütlemekten, sadece 'sefer zamanları'nda değil, hayatın her anında bu duyguyla yaşamaktan başka çaremiz yok…

 

dfs-004-001-011.jpg

  • Yorumlar 13
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları