‘Türklerin Kayıp Kültü Ejderha’

Eski kültürlerde dini inanışlardan kaynaklanan, kutsal kabul edilen değerleri ifade eden kültler, demir, ağaç, ateş gibi objelerdir. Bu açıdan bakınca ejderha da bir kült olarak nitelendirilebilir. Bunların insanları korumak ya da zarar vermek gibi özelliklere sahip oldukları bilinir.

Mitoloji dünyasının en ilginç yaratığı ejderha üzerine pek çok yayın yapılmış, masal, efsane, destan vb. edebi anlatılarda yer almış, fakat hiçbirisi ilk bakışta fark edilen ve Doç. Dr. Atiye Nazlı’nın yedi yılda tamamlandığını işaret ettiği bu özgün çalışması gibi kapsamlı olmamış, derli toplu nakledilememiştir.

Sümerlerde ana tanrıça, Babil, Mısır, Hitit’te kötülüğün mit-anası, İran’da yarı yılan yarı insan yaratık, Yunan mitolojisinde su yılanı, İnka, Maya, Aztek mitolojisinde sakallı ve tüylü yılan olarak nitelendirilip dini inançlara göre kendine bir rol biçilen ejderha, toplumların yaşadıkları coğrafya ve inanç yapısına göre farklı şekillerde tasavvur edilmiştir. Budizm’de Buda’nın ehlileştirdiği bir yılan, Zerdüştlük’te şeytanın ta kendisi, Yahudilikte günahların kaynağı, Hristiyanlıkta cennetten kovulmaya neden olan İblis, İslamiyet’te cehennemin kapısındaki yaratıktır.

Mitolojide ejderha, kanatlı, ağzından alevler çıkarabilme gücüne sahip ve uçabilen efsanevi bir varlıktır. Çin mitleri ejderhayı, suda yaşayan pullu bir canlı olarak tasavvur ederken, Fars mitleri ejderhayı kanatlı, dört ayaklı, yedi başlı, ağzından alevler püskürten bir varlık olarak tasvir eder. Genellikle üç başlı olarak tasavvur edilen ejderhalarla mücadele, İran mitolojisinin ana konularından birisidir.

Beş bölümden oluşan ‘Türklerin Kayıp Kültü Ejderha’ kitabının bazı bölümlerinde mit, mitoloji, totem, tabu, büyü gibi kavramlara açıklık getirilerek anlaşılır olması sağlandığı, farklı kültür ve mitlerdeki ejderhanın tanımlarına yer verildiği görülmektedir.

Ejderhanın varlığı kimi zaman dinozor, kimi zaman da sürüngenler içinde değerlendirilmiştir. Sürüngenler içinde yılan başta yer almaktadır.

ejderha.jpg

Yılan, kimi medeniyetlerde olumlu bir çağrışıma sahipken kimilerinde de olumsuz ve kötücüldür. Çin inançlarında Ejderha, genellikle bereketin, bolluğun ve iyiliğin sembolü olarak görülür. Ancak kimiz zamanda kötücül olarak yer alır. Türklerin Budizm ardından İran ile tanışmasıyla kötücül olmaya başlar. Doğudan batıya gidildikçe ejderhanın nitelikleri değişir ve karamsarlık, kötülük ve kıtlığın sembolüne dönüşür.

İlk varlığı Orta Doğu ve Orta Asya’nın merkezi olduğu düşünülen ejderha motifi, Türk destan, efsane, masal, menkıbe ve hikâyelerinde sık rastlanılan efsanevi bir yaratıktır.

Gök ve yerin niteliklerini üstlenen ejderha, çoğunlukla iki kısımda Gök ejderhası iyi yer ejderhası kötücül düşünülür. Türk mitolojisinde ise gök ve yer ejderhası aynı varlıktır, kışın yer altında yazın gökyüzündedir ve kötücül değildir.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig adlı eserinde zaman çarkını ejderhanın evirdiğini yazar. Ejderhanın yeraltındaki yüzü, Türkçe Budist bir metinde, günahkârları yutan ölüm ile tasvir edilmiştir. Ayrıca bu motif, Türklerin ritüellerinde de iz bırakmıştır. Yada taşı, kurban kanı ve ejder tasviriyle yapılan ayinin, Türklerde eskiden beri bulunduğu da bilinir.

Bazı araştırmacılar, evrim halkasından söz edip kuşların ve timsahların ejderha kavramının yaşayan tek temsilcileri olduğunu düşündüklerini ima etseler de ejderha fikri için biyolojik açıklamalar yeterli gelmemiştir. 18. yüzyılda bilinen bitki ve hayvan türlerini sınıflandırmasıyla tanınan İsveç bilim adamı Linnae ejderhalardan bahsetmesine karşın onları bir tür olarak sınıflandırmaya dâhil etmemiştir.

Batı mitoloji sözlüğünde, masal ve halk kültürü ürünlerinde korkunç, iri cüsseli, aptal, insan eti yiyen bir varlık olarak tanınan ejderha, bütün kültürlerde tüm sanat dalları için bir sembol olarak varlığını sürdürmüştür.

Tıp sözcüğünün orijinini aldığı Teb kentinin totemi yılandır. Yılan eski Türklerde sağlık ve mutluluk sembolü olarak kullanılmıştır. Mitolojideki simgesi kutsal yılan olan Hekimliğin sembolü iç içe geçmiş iki yılandır. Eğer diğer mitlerde yer aldığı şekli ile ejderhanın bir yılan olduğu düşünülürse Türk mitinde de 24 ejderhadan söz etmek mümkündür.

Ejderha hikâyelerinin tam olarak ne zaman ve nerede ortaya çıktığı bilinmez, ancak uçan, devasa boyutlardaki yılanvari yaratıklara dair anlatılar en az antik Yunan ve Sümerler’e kadar geriye, tarihin derinliklerine dayanır.

Ejderha, Türklerde özellikle erken dönemlerde bereket, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak kabul edilmiş ve bu efsanevi yaratık ön Asya kültürleri ile ilişkiye geçildiğinde anlamları zayıflamış ve daha çok kötülüğün simgesi olmuştur.

Ejderha, 12 hayvanlı Türk takviminde de yıl simgesi olarak yer almıştır. Devasa bir yılan olarak da resmedilen ejderha, Dede Korkut hikâyelerinde, Oğuz Kağan Destanı'nda ve Türk toplumlarının inançlarında kendine yer edinmiştir.

Şamanizm’de yılan sağlıkla da bağlantılı olarak düşünülmüş ve ilaç simgesi yapılmıştır. Bu noktada, yılanın ilaç ve bir şifa kaynağı olmasıyla ilgili olarak “Şahmeran”ı da anmak gerekir.

Başı insan, gövdesi yılan biçiminde tasavvur edilen; efsanelere ve halk inançlarına konu olan Şahmeranın, insanoğlunun deva bulamadığı hastalıklara şifa olması, hekimlerin piri kabul edilen Lokman Hekim’in şahmeranın yardımıyla hekimlik bilgisine vakıf olması nedeniyle Şahmeranın olumlu bir imaja sahip olduğu söylenebilir.

Orta Doğu’nun en eski yazılı destanlardan olan Gılgamış Destanı’nda yılan korku unsuru olup bir hayvan olarak düşünülmüştür. Belki de bu nedenle yılan veya ejderha öldürmek, Sümer mitolojisinde yaygın bir mit olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan Gılgamış’ın aradığı ölümsüzlük otunu yiyerek deri değiştirmesi yönüyle de yenilenmeyi sembolize etmektedir.

Ayrıca antik dönemde Mısır halkı Ureaus adlı yılana saygı duymakta ve tapmaktaydı ki bu da yılanın Mısır medeniyetindeki olumlu yönünün göstergesi sayılabilir.

Türk düşüncesinde yılan, “iye” olarak da kabul görmüştür. “Ev iyesi” olarak isimlendirilen yılanın öldürülmesi iyi karşılanmamaktadır. Öldürülürse eşinin intikam alacağına inanılır. Ayrıca yılan Türklerde ongun hayvanlardan biridir.

Mevlana Mesnevisinde yer alan yılanla ilgili dört hikâyeden üçünde olumsuz, birinde olumlu yönünün işlendiği görülmektedir. Mevlana’da yılan motifi bazı yerlerde ilaç ve tedavi bağlamında kullanılmıştır. Bu kullanım, zehir-panzehir ikiliği üzerinden nefsin yılan zehri olduğu, ancak panzehirin de ezelden insan ruhunda var olduğu şeklinde tezahür etmektedir.

Türk mitolojisinde efsanevi bir yaratık olarak betimlenen ‘Türklerin Kayıp Kültü Ejderha’, büyüsel veya ruhani güçlere sahip kuvvetli ve büyük ayrıca şekli tam belirtilmeyen adının söylenmesi yasak olan muhtemelen “BÖ veya BO” kavramından türemiş bir varlık olarak görülür. Bu nedenle Türklerde ejderha algısı, diğer milletlerin ejderhalarından farklı olarak Kutsal olandır. Adının her yerde söylenmesi, şeklinin tarif edilmesi uygun değildir.

Türk kültür ve mitolojisinde, destanlar, Dede Korkut anlatmaları, masallar, efsaneler gibi Türk halk bilimi ürünlerinde halk hafızasının önemli bir motifi olarak yer almaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları