Bülent Arınç’ın 1999 depreminde devleti eleştirdiği konuşma ortaya çıktı. Günümüzü özetleyen bu sözleri şimdi söylemeye kalksa kim bilir başına neler gelir neler

Bülent Arınç’ın 1999 depreminde devleti eleştirdiği konuşma ortaya çıktı. Günümüzü özetleyen bu sözleri şimdi söylemeye kalksa kim bilir başına neler gelir neler

AKP kurucularından Bülent Arınç 99 depreminde devleti eleştirirken devlet kurumlarının düzgün çalışmadığını, felakete müdahalede geç kalındığını belirtirken “Rüşvetin fır döndüğü bir Türkiye'de trilyonlar verdiğimiz otoyollar çatlıyor, trilyonlar verdiğimiz otoban üzerindeki köprüler bir kâğıt karton gibi yıkılıyor, resmî binalar oturulmaz hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.

YENİÇAĞ/ TOLGA ŞAHİN- ÖZEL HABER

AKP’de Ömer Çelik, Nurettin Canikli gibi isimlerin 1999 depreminde devleti suçlayan yazıları sonrası AKP kurucularından dönemin Fazilet Partisi Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın da devleti suçlayan konuşmaları ortaya çıktı.

“DEVLET KURUMLARI DÜZGÜN ÇALIŞMIYOR”
Kahramanmaraş depreminde resmi kurtarma ekiplerinin bölgeye geç ulaşırken ve büyük bir organizasyon eksikliği yaşanırken Arınç o dönem devleti geç müdahale ve koordinasyon eksikliğiyle suçluyor. 

"Bir defa, devletimiz büyüktür, devletimiz her şeye hâkimdir sözleri... Felaketin içinde yaşayanlar olarak ve bunu bizzat gözlemleyen insanlar olarak -evet, devlet adına her şey söylenebilir; ama- şu felaket anında, devletin kurumlarının tam ve düzgün çalışmadığını herkes görüyor ve biliyor" diyen Arınç aynen şu ifadeleri kullanıyor:

Şu anda bile, saat 12.00 itibariyle, arkadaşlarımız sürekli notlar getiriyorlar; afet bölgesinden aldığımız bilgilerde, yeterli bir çalışmanın yapılmadığı, herkes için yaşadığı felaket büyüktür, herkesin büyük bir şaşkınlık ve üzüntü içerisinde "devlet nerede" feryatlarının duyulduğu söyleniyor. Araca ihtiyaç var, koordinasyona ihtiyaç var, daha büyük bir feragatle çalışmaya ihtiyaç var, bütün Türkiye''nin seferber olmasına ihtiyaç var.

“GÖREVLİLERİN FELAKETE MÜDAHİL OLAMADIĞI GÖRÜLÜYOR”
Şu anda, dün akşam televizyonda da izlendi, özellikle, bu tür felaket anlarında, olaya bizzat müdahale etmesi gereken sivil savunmayla ilgili görevli teşkilatın da bir şaşkınlık yaşadığı, kendi görevlilerine bile ulaşmakta zorluk çektikleri ve bu görevlilerin, bu felakete bizzat müdahil olamadıkları açıkça görüldü.

Bir defa, içimizde, bundan birkaç yıl önce Japonya''ya gitmiş bir arkadaşımız dün anlattı. 95 katlı bir otelin, 95 inci katında bir depreme yakalandığını -özellikle, Japonya zaten önemli bir deprem bölgesi- o gökdelenin aşağı yukarı bu şekilde sarkaç gibi sallanmasına rağmen, binada bir hasar olmadığını söylemişti. Türkiye, depremi ilk defa yaşamıyor. Amerika''yı da yeniden keşfetmeye gerek yok.

“KOORDİNASYON EKSİKLİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
Önceden tespiti mümkün değil, olay anında müdahale etmek ve depremi durdurmak mümkün değil; ama, bir deprem sonucunda neler yapılabileceği, herhalde, planlanabilir. Birtakım zemin hesaplarıyla, statik hesaplarıyla, binaların yapılış tarzıyla ve görevlilerin, birkaç saat içerisinde olaya nasıl müdahale edecekleri noktasında bilimsel çalışmalar yapılabilir. Ya yapılmamış olduğunu görüyoruz ya yetersiz olduğunu görüyoruz veya koordinasyon eksikliğini görüyoruz. Bir an evvel, en azından, bu deprem sebebiyle bile olsa, bu konuda açığın kapatılması gerektiğine inanıyoruz.

“RÜŞVETİN FIR DÖNDÜĞÜ ÜLKEDE OTOYOLLAR ÇATLIYOR. KÖPRÜLER KARTON GİBİ YIKILIYOR”
Özellikle, her şeye hâkim olan devletin, şu manzara karşısında bir daha düşünmesi lazım. Trilyonlar verdiğimiz otoyollar çatlıyor, trilyonlar verdiğimiz otoban üzerindeki köprüler bir kâğıt karton gibi yıkılıyor, resmî binalar oturulmaz hale geliyor, ihale suretiyle yapılan pek çok işin içerisinde ne kum ne çimento, hiçbir şey olmadığı için -herhalde onu görüyoruz- çoğunun yerle bir olduğunu görüyoruz. Hırsızlık devam ediyor, ahlaksızlık devam ediyor, denetimsizlik devam ediyor, kontrol mekanizması çalışmıyor. Rüşvetin fır döndüğü bir Türkiye''de, bugün, deprem, en azından içerisinde yaşadığımız kokuşmuşluğu bir kez daha gözlerimizin önüne seriyor. Belki ilk değil ama, son olmasını temenni ediyorum, böyle bir depremin arkasından gördüğümüz olayın vahameti, aklımızı başımıza getirmek için biraz daha yeterli olmalı diye düşünüyorum.

Şu anda, kendi tırnaklarıyla bunları kaldırarak, içerisinden yavrusunu kurtarmaya çalışan insanlara, bir an evvel, araç gereçlerle ve görevlilerle müdahale etmemiz lazım.

“DEPREM İLAHİ BİR İKAZDIR”
Arkadaşlarımız, deprem konusunda "bu, tabiî bir afettir" dedi. "Tabiî bir afettir" denilebilir; ama "ilahî bir ikazdır" da demek lazım. İnanan insanlar açısından, Kur''an''da, depremin; yani, zelzelenin yeri var.

Bu ilahî ikazdır ve zelzele, Zilzal Suresiyle Kur''an''da vardır. Âdeta, kıyamet tasvir edilmektedir. Düşünün ki, gecenin saat 3''ünde, herkesin ya yatarken ya çalışırken ya eğlenirken bulunduğu bir saatte bir deprem olacak ve her şey bitecek. İnsanın kıyameti de böyle kopacak, dünyanın kıyameti de böyle kopacak. Mağdurlar varsa, mazlumlar varsa, fakirler, yoksullar varsa, gözü yaşlılar varsa, bunlar gayretullaha dokunuyor. Aklımızı başımıza alalım ve masum insanların, mağdur ve mazlum insanların gözyaşlarını dindirmeye, sorumluluğumuzu daha fazla düşünmeye çalışalım. Ümit ediyorum ki, bu tür felaketlerden Allah memleketimizi de, bütün insanlığı da koruyacaktır.

İlgili Haberler